08.06.2026-16:47
(Son Güncelleme:08.06.2026-17:22)
Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden Heybeliada uyarısı: "Mesele din değil, ekümenik devlet oyunu"
Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Atina ziyareti sırasında Heybeliada Ruhban Okulu için "görkemli bir açılışla yeniden faaliyete geçecek" iddiasını Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Selçuk Erenerol Haber365'e değerlendirdi.
>Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Atina ziyareti sırasında Heybeliada Ruhban Okulu’nun eylül ayında "görkemli bir açılışla" yeniden faaliyete geçeceğini iddia etmesi, ABD’li operasyon elemanlarının söylemleriyle eş zamanlı olarak dolaşıma sokuldu. CIA’nın bölge istasyon şeflerinden Henri Barkey'in 3 Haziran'da ABD Kongresi’ndeki Türkiye Oturumu’nda Türkiye'yi "Hristiyanlara baskı yapmakla" suçlaması ve Ruhban Okulu’nun kapalı olmasını bir "din özgürlüğü kısıtlaması" olarak sunması, Ege ve Doğu Akdeniz'deki jeopolitik gerilimlerin yaşandığı bir süreçte, iç hukuk ve egemenlik haklarını hedef alan senkronize bir stratejiyi işaret etti.Gelişmelerin perde arkasını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına yönelik tehditleri Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Selçuk Erenerol ile konuştuk. Erenerol, söz konusu girişimlerin hukuki arka planını, Lozan Antlaşması'ndaki karşılığını ve Türkiye’nin iç hukuk düzeni açısından doğurabileceği sonuçları Haber365'e şu değerlendirmelerle aktardı:>"Okul kapatılmadı; devletin yasal eğitim modelini reddediyorlar">Kamuoyunda "Ruhban Okulu devlet eliyle zorla kapatıldı" şeklinde yanlış bir algı yaratılmak istendiğini belirten Basın Sözcüsü, 1971 yılındaki Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecinin hukuki gerçeğini şu sözlerle anlattı:>"1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararıyla, Türkiye'deki özel yüksekokulların statüsü yasaya aykırı bulundu. Ruhban Okulu da Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na (Öğretim Birliği) ve anayasanın eşitlik ilkesine aykırı, illegal bir yüksekokul statüsünde olduğu için bu kapsama girdi. Devlet o dönem onlara şu alternatifi sundu: 'Eğer ruhban yetiştirme ihtiyacınız varsa, bunu İstanbul Üniversitesi veya Marmara Üniversitesi bünyesinde açılacak fakültelerde, devlet denetiminde yapabilirsiniz.' Ancak onlar bunu reddetti. Çünkü dertleri din adamı yetiştirmek değil; Tevhid-i Tedrisat'ı delmek, denetimsiz, müstakil ve özel yetkili bir imtiyaz alanı elde etmekti.">"Tevhid-i Tedrisat delinirse tarikat medreseleri de yasal statü ister">Erenerol, Ruhban Okulu’na yasaların dışında özel bir statü tanınmasının içeride yaratacağı zincirleme tehlikeye karşı şu uyarıda bulundu:>"Bugün ülkemizde resmi ilahiyat fakülteleri varken, bir de Diyanet Akademisi kuruldu. Eğer yarın Ruhban Okulu’na o istedikleri özel, denetimsiz statü verilirse; bu durum içerideki tarikat ve cemaatlerin 'medrese eğitimi' adı altında yürüttükleri, Tevhid-i Tedrisat’a ve milli eğitime aykırı illegal yapılarına yasal bir statü istemelerinin önünü açacaktır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve üniter eğitim sisteminin tamamen tasfiye edilmesi demektir.">Hedef: "Kendi hukuki rejimine sahip bir toprak parçası">Ruhban Okulu’na istenen özel statü ile "Ekümeniklik" iddialarının birbirinden ayrılamayacağını vurgulayan Erenerol, "Ekümeniklik" kavramının arkasında yatan asıl tehlikeye dikkat çekti:>"İnsanımız ekümenikliğin getireceği tehlikeyi tam anlayamıyor. Bunu basit bir dini unvan sanıyorlar. Hedefledikleri şey bir 'Ekümene' yani Vatikan gibi kendi hukuki rejimini kurabilecekleri, üzerinde mutlak egemen olacakları bir toprak parçasına sahip olmaktır. ABD Büyükelçilerinin 'Osmanlı millet sistemine geri dönülmeli, üniter yapılar iyi yürümüyor' açıklamaları ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile bu süreç birbirini besliyor. Bir tarafta etnik bölücülükle eyalet sistemi dayatılırken, diğer tarafta Fener üzerinden egemenlik haklarımız delinmek isteniyor. Bu talepleri kabul etmek vatana ihanettir.">Yargıtay kararı net: "Fener iç ve dış işlere karışamaz">Fener Rum Patrikhanesi'nin kendisini "300 milyon Ortodoks'un lideri" gibi konumlandırmaya çalışmasının dini ve hukuki bir karşılığı olmadığını belirterek Türkiye Cumhuriyeti yargısının bu konudaki sınırlarını hatırlattı:>"Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2007 tarihli net bir kararına göre (5603 sayılı ilam); Fener Rum Kilisesi, ne yurt içinde ne de yurt dışında hiçbir ibadethanenin iç işlerine karışamaz. Lozan sözlü senetlerinde ve İsmet Paşa’nın delegasyon kararlarında da oranın herhangi bir şekilde bir patriklik makamının bulunmadığı bu statüyü kullanamayacakları belirtiliyor. Ruhban Okulu'yla ekümeniklik meselesi bu yüzden bağlı. Ancak Fener Rum Kilisesi, Ukrayna kilisesine otosefali vererek Rus Patrikliğinden ayrılması sürecinde taraf olmuş ve diplomatik bir krizin parçası haline gelmiştir. Benzer şekilde geçtiğimiz günlerde Edirne'deki Bulgar cemaatinin iç işlerine de müdahale edilmiş, bu durum cemaatin ibadetlerini askıya almasına yol açmıştır.">Ege ve Mavi Vatan'da "Papazlandırma" tehlikesi>Türkiye’nin Mavi Vatan yasası ile Ege ve Doğu Akdeniz’deki haklarını uluslararası kamuoyuna ilan etmeye hazırlandığı ve bölgede kışkırtma girişimlerinin yaşandığı süreçte, adalar tartışmalarına da değinen Selçuk Erenerol şu uyarılarda bulundu:>"Biz Türk Ortodoks Patrikhanesi olarak yıllar önce, Ege'de işgal edilen kayalıklar ve adaların illegal şekilde 'papazlandırılması' hakkında savcılığa şikayette bulunmuştuk ancak bu dava kabul edilmedi. Dibimizdeki adalara hukuksuzca papaz atıyorlar. Yarın bu okul açıldığında, Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle o 'hıyanet yuvasından' dünyanın dört bir yanına, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine çalışacak algı ajanları, papazlar gönderilecek. Bunun dini özgürlükle zerre alakası yoktur; Ukrayna meselesinde gördüğümüz gibi uluslararası boyutta diplomatik krizlerin çıkabileceği bir husustur.">"Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulları zaten açık">Türkiye'de gayrimüslimlerin eğitim hakkının kısıtlandığı iddialarını somut gerçeklerle çürüten Selçuk Erenerol, sözlerini şöyle tamamladı:
>"Ülkemizdeki Ermeni asıllı vatandaşlarımızın okulları nasıl açıksa ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) mevzuatına uygun eğitim veriyorsa, Rum azınlığın okulları da açıktır. Örneğin bugün Zapyon Rum Lisesi gibi kurumlar resmi olarak faaliyettedir, devlet bu okullara müdür yardımcısı atamakta ve yasal çerçevede desteklemektedir. Yani azınlık statüsündeki okulların kapatılması gibi bir durum söz konusu değildir. Buradaki temel sorun,iddia ettikleri gibi bir cemaat nüfusu olmadığı için ruhban yetiştirecek öğrenci bulmakta zorlanmaları ve alacakları uluslararası statüyle bunu yurt dışından karşılayabilecek resmi konuma gelmeleridir. Dolayısıyla Ruhban Okulu ısrarının arkasındaki amaç eğitim değil, iç hukuk düzenini ve uluslararası anlaşmaları delerek Türkiye Cumhuriyeti'ne parmak sallamaktır."
DİĞER Gündem HABERLERİ