21.02.2026-01:01 (Son Güncelleme:21.02.2026-01:12)

"NATO’dan çıkalım örgütü yıkalım"

Türk yazar, gazeteci Ferit ilsever, yazısında Münih Güvenlik Konferansı’ndan çıkan silahlanma çağrılarını ve NATO’nun “Rusya’yı caydırma” gerekçesiyle Avrupa’ya dayattığı askeri bütçeleri ele alıyor; Türkiye için tarihi bir yol ayrımına işaret ediyor.

>

Münih Güvenlik Konferansı’ndan çıkan karar sonucu İngiltere ve Almanya Genelkurmay Başkanları vatandaşlara “sert” askeri bütçeleri dayatıyor. İki Genelkurmay Başkanı ‘Rusya’yı caydırma’ gerekçesiyle, silahlı kuvvetlere milyarlarca dolar ayrılması için, vatandaşların ‘zor seçimleri’ ve ‘sert harcama’ kararlarını kabul etmesini istedi.

Rusya’nın Avrupa’ya bir tehdidi yok. Ama, NATO ve bu NATO’cu generaller, Gladyo’nun emrinde ve saldırganlar. ‘Rusya’yı caydırma’ bahanesiyle, Rusya ve Batı Asya’ya dönük tehditlerini artırıyor ve silahlanıyorlar.

İşte Münih Güvenlik Konferansı’nda tüm Avrupa’nın ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurduğu düzen yıkılıyor’ saptamasına rağmen, ABD Derin Devleti, yukarıda açıklamalarını okuduğumuz piyonlarıyla, yeni saldırgan projelerle ayakta kalma çabası içinde. Konferansta vurgulanan yıkılan düzenin baş sorumlusu NATO. Bunun için, Türkiye’nin NATO’dan derhal çıkarak, bu örgütün çöküşünün yolunu açması çok önemli bir zorunluluk.

TEHDİT KIBRIS’TA DEVAM EDİYORAydınlık’ın haberi; “11 yıllık işgalde sona gelindi. Wall Street Journal; ABD SURİYE’den tüm güçlerini çekiyor.” Görebildiğim kadarıyla, Aydınlık fazla iyimser bir haber yapıyor. “30 Ocak anlaşmasından sonra SDG’nin dağıldığına ve Suriye Ordusu’na katıldığına” vurgu yapılıyor. Bu koşullarda SDG’ye desteğe de gerek kalmıyor.

Evet, bunlar ABD’nin bölgemizdeki milli devletleri, piyonları aracılığıyla parçalama stratejisinin başarısızlığının örneği. Gladyo, Asimetrik Savaş adını verdiği bu savaşı kaybetmiştir. Ama bu durum, ABD’nin yukarıda özetlediğim stratejiden ve bunun ana hedefi İkinci İSRAİL Projesi’nden vazgeçtiği anlamına gelmiyor.

2019’da benimsedikleri Truva Atı Projesi’yle, “Stratejik hedeflerin ABD milis güçleriyle vurulmasını” kararlaştırdılar. Tabii burada da milli devletlerin çökertilmesi hedefleniyordu. Bölgemizdeki İsrail saldırganlığı, bunun İran’la savaşa kadar uzanması ve bugün de ABD’nin İran’la yaşadığı savaş krizinin ve esas hedef seçtikleri Türkiye’ye karşı Kıbrıs üzerinden hazırlıkları da bu stratejinin uygulamaları.

Elbette bunun yanı sıra iç cephenin parçalanmasına da önem veriyorlar. Suriye’de Şara Hükümeti 30 Ocak anlaşmasıyla önemli bir ilerleme kaydetti. Ama, entegrasyon dedikleri, “Devlet ve toplumla bütünleşme”yi tam olarak sağlayabildiler mi? Burada SDG’nin bir bölümünün ABD-İsrail dayatmasıyla bu bütünleşmeye direndiğini görüyoruz. Bildiğim kadarıyla, bu anlaşmayla SDG’ye üç tümen hakkı verilmesinin nedeni de bu.

SUUDİ’LERDEN ELEKTRİK ALACAĞIZ!Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile, Suudi ACWA Şirketi, Sivas ve Taşeli’de 2 bin megavatlık güneş enerji santrali projeleri kapsamında yapılacak yatırımlara ve satın alınacak elektriğe yönelik anlaşmayı imzaladı.

Düşünün; Suudi Arabistan Türkiye’de güneş enerji santrali kuruyor ve biz buradan elektrik enerjisi satın alıyoruz. Vah ki vah halimize. Bu noktada 60 yıl önceki anılarımı anlatmadan geçemeyeceğim. 60’lı yıllarda İTÜ Makina Fakültesi’nde öğrenciyken, zorunlu stajlarımı Hirfanlı ve Almus hidroelektrik santrallerinde yaptım. Daha kuruluş aşamasındaydılar. Doğru dürüst bir jeneratör üretimimiz bile yoktu. Yabancı jeneratörleri kullanıyorduk. Buna rağmen, ‘Elektriğimizi kendimiz üreteceğiz’ diyorduk.

Tabii, çok darbeler yemesine rağmen, Kemalist Devrim’in milli ekonomi, milli sanayi ve enerji ruhunun hâlâ yaşadığının bir ifadesi. Enerji ihtiyacı için, dağları yarıp, nehirleri kullanan bir Türkiye’den, Suudi şirketinden elektrik satın alan Türkiye’ye... Hem de kendi topraklarımızda…


Ferit İlseverGazete Yazarı
1bilalisgoren@gmail.com