Hürmüz Boğazı Krizi: Küresel Enflasyon ve Jeopolitik Riskler Tırmanıyor
Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulması, enerji arzı ve küresel ticaret açısından kritik bir dar boğaz yaratırken, bu durumun dünya genelinde enflasyonist baskıları artırabileceği değerlendiriliyor. Özellikle petrol ve doğal gaz sevkiyatında yaşanabilecek aksaklıkların fiyatlar üzerinde yukarı yönlü etki oluşturabileceği belirtiliyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından bölgedeki gerilim yeni bir boyuta taşındı. İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Danışmanı Tuğgeneral İbrahim Cebbari, Hürmüz Boğazı’nın geçişlere kapatıldığını ve geçmeye çalışan gemilere saldırılacağını açıkladı.
Bu gelişme, küresel enerji piyasalarında sert fiyat hareketlerini beraberinde getirdi. Karşılıklı saldırıların ardından haftanın ilk işlem gününde Brent petrolün varil fiyatı 79 doların üzerine çıkarak Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesini gördü.
Katar’ın devlet enerji şirketi QatarEnergy ise iki tesisine yönelik askeri saldırılar nedeniyle sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini durdurduğunu duyurdu. Bu açıklamanın ardından Avrupa’nın en derin doğal gaz piyasası olan Hollanda merkezli TTF’de nisan vadeli kontratlarda megavatsaat başı gaz fiyatı TSİ 20.00 itibarıyla 43,3 avrodan kapandı. Böylece Avrupa’da gaz fiyatları, 27 Şubat’taki önceki kapanışa göre yüzde 35,5 artış gösterdi.
Hürmüz Boğazı’nda risklerin tırmanması deniz sigortacılığı sektörünü de harekete geçirdi. İngiltere merkezli NorthStandard ve London P&I Club, Norveç merkezli Gard ve Skuld ile American Club, İran ve Basra Körfezi’ndeki savaş riskleri nedeniyle reasürörlerinden iptal bildirimi aldıklarını açıkladı.
Küresel Enflasyon riski
Gelişmeleri değerlendiren İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının yalnızca petrol ve türev ürün piyasalarını değil, küresel enflasyonu, üretim maliyetlerini ve tedarik zincirlerini doğrudan etkileyeceğini belirtti. 2026’nın deniz yolu taşımacılığı açısından belirsizliklerin öne çıktığı bir dönem olabileceğini ifade eden Kıran, kısa vadede bazı tanker segmentlerinde navlun artışı görülebileceğini, orta vadede ise küresel ticaret hacminde daralma ve ekonomik yavaşlama riskinin ortaya çıkabileceğini söyledi.
Kıran, Hürmüz Boğazı’nın günde yaklaşık 65 milyon varil petrol ve petrol türevinin taşındığı, bunun yaklaşık üçte biri olan 21 milyon varilin bu hattan geçtiği stratejik bir su yolu olduğunu hatırlattı. Bu miktarın yaklaşık yüzde 85’inin Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’ye sevk edildiğini vurguladı.
Alternatif hatların kapasitesine de değinen Kıran, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattının günlük yaklaşık 7 milyon varil taşıyabildiğini ancak önemli bölümünün rafinerilere yönlendirildiğini, BAE’nin 1,5 milyon varil/gün kapasiteli hattının yoğun kullanıldığını, Irak-Türkiye hattının ise yaklaşık 0,5 milyon varil/gün kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Bu alternatiflerin toplamda yaklaşık 5 milyon varillik sevkiyat imkanı sunduğunu, buna karşılık Boğaz’dan geçmeden taşınamayacak miktarın yaklaşık 10 milyon varil olduğunu ifade etti.
Hukuki boyut
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Prof. Dr. Yücel Acer ise Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının hukuki boyutuna dikkat çekti. Uluslararası hukukun temel ilkesinin “ulaşım serbestliği” olduğunu vurgulayan Acer, savaş zamanında dahi sivil ticaret gemilerinin uluslararası boğazlardan geçişinin serbest tutulmasının esas olduğunu söyledi.
Gemilerin “zararsız geçiş hakkı”na sahip olduğunu belirten Acer, İran’ın yalnızca kendi karasularını oluşturan bölümde ve belirli koşullar altında müdahale hakkı bulunduğunu ifade etti. Boğaz sularının İran, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri karasularından oluştuğunu hatırlatan Acer, savaş gemileri için önceden bildirim şartı getirilebileceğini ancak sivil gemilerin durmaksızın geçiş hakkının temel kural olduğunu dile getirdi.
Kaynak: AA