İran-İngiliz kökenli deneyimli gazeteci ve CNN’in uluslararası haber programı Amanpour’un sunucusu Christiane Amanpour, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sonrasında başlayan savaşın ilk iki haftasına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Amanpour’a göre, savaşın başlangıcında ABD ve İsrail’in temel hedeflerinden biri, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i hedef alarak rejimi hızlı şekilde çökertecek bir süreci tetiklemekti.
“TAKTİK BAŞARI, STRATEJİK SONUÇ GETİRMEDİ”
28 Şubat’ta Hamaney’in karargâhına düzenlenen ve ölümle sonuçlanan saldırı, Amerikan ve İsrail istihbaratı açısından büyük bir başarı olarak değerlendirilse de, beklenen siyasi sonuçları doğurmadı. Amanpour’a göre planın temelinde “rejimi başsız bırakarak çökertmek” vardı. Ancak İran yönetimi hızlı bir şekilde karşılık vererek uzun süredir hazırladığı misilleme stratejisini devreye soktu. İran’ın İsrail’e, Amerikan üslerine ve bölgedeki ekonomik hedeflere yönelik füze saldırıları başlatması, çatışmanın kısa sürede sona ereceğini düşünen Washington’u şaşkına çevirdi. Amanpour, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın direncini muhtemelen hafife aldığını ifade ediyor.
SAHADA DOĞRULAMA ZORLUĞU
Savaşın en dikkat çekici unsurlarından biri de sahadan gelen bilgilerin sınırlı olması oldu. CNN muhabiri Fred Pleitgen, İran’a girebilen az sayıdaki Batılı gazeteciden biri olarak bir hafta boyunca ülkede haber yaptı. Amanpour’a göre Pleitgen’in aktardıkları, özellikle Tahran yakınındaki yakıt depolarının bombalanmasının ardından ortaya çıkan “zehirli yağmur” olayının etkilerini gözler önüne serdi. Bu saldırı, yerel halk üzerinde önemli bir kırılma yarattı. Başlangıçta bazı İranlıların Hamaney’in ölümünün rejimi zayıflatacağı düşüncesiyle saldırıları olumlu karşıladığı, ancak sivillerin etkilenmesi ve sağlık sorunlarının ortaya çıkmasının ardından bu desteğin önemli ölçüde azaldığı belirtiliyor.
İRAN HALKININ ENDİŞELERİ
Amanpour, Tahran’da görüştüğü kişilerin büyük bölümünün ciddi bir korku içinde olduğunu aktarıyor. Birçok insan evlerinden çıkmamaya çalışırken, geceleri uyuyamadıklarını ifade ediyor. İran yönetimi ise televizyonlar aracılığıyla halka sokağa çıkmamaları yönünde çağrılar yapıyor. Gazeteciye göre İran halkı iki farklı baskı arasında kalmış durumda: Bir yanda mevcut yönetime tepki duyan kesimler, diğer yanda ise devam eden bombardımanlar. Özellikle kültürel ve tarihi alanların zarar görmesi toplumda büyük bir öfkeye yol açarken, bazı Amerikan istihbarat kaynaklarına göre İran rejiminin çökmekte olduğuna dair henüz bir işaret bulunmuyor.
“İRAN HALKININ İNSANLIĞINI HATIRLATMAK İSTİYORUM”
İran doğumlu olan Amanpour için bu savaşın kişisel bir yönü de bulunuyor. 1979’daki İran Devrimi’nden kısa süre önce ülkeyi terk eden gazetecinin ailesi, Irak-İran savaşı sırasında İran’dan tamamen ayrılmıştı. Buna rağmen Amanpour, kariyeri boyunca birçok kez İran’a giderek sahadan haber yapmayı sürdürdü. Gazeteci, siyasi bir aktivist olmadığını özellikle vurgulayarak, gazeteciliğin görevinin herhangi bir siyasi çözümü savunmak değil, gerçekleri aktarmak olduğunu belirtiyor. Batı kamuoyunda İran halkının çoğu zaman yalnızca rejimle özdeşleştirildiğine dikkat çeken Amanpour, aslında pek çok İranlının demokrasi, özgürlük ve normal bir yaşam istediğini hatırlatmaya çalıştığını ifade ediyor.
DİASPORADA BÖLÜNMELER
Amanpour, İran diasporasında yaşanan siyasi ayrışmaların muhalefeti zayıflattığını da dile getiriyor. Özellikle devrik İran şahının oğlu Rıza Pehlevi ile yaptığı röportaj sonrası monarşi yanlılarının kendisine yönelik sert eleştirilerde bulunduğunu belirten gazeteci, bu eleştirileri önemsemediğini ve meslek hayatı boyunca tarafsız kalmaya çalıştığını söylüyor. Ona göre İran’da gerçek bir siyasi alternatifin ortaya çıkabilmesi için muhalif grupların birbirleriyle mücadele etmek yerine ortak bir vizyon etrafında birleşmeleri gerekiyor.
SAVAŞIN NASIL BİTECEĞİ BELİRSİZ
Amanpour’a göre mevcut şartlar altında savaşın Nasıl sonuçlanacağını öngörmek oldukça zor. İsrail’in Devrim Muhafızları’na bağlı Basij milislerini hedef alan insansız hava aracı saldırıları, bir ayaklanmayı tetikleme stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor. ABD tarafında ise bazı yetkililerin krizi mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek istediği ifade edilirken, İsrail’in aynı yaklaşımı benimseyip benimsemediği henüz netlik kazanmış değil. Ayrıca İsrail’in Lübnan’da yeni bir cephe açma ihtimali, bölgedeki belirsizliği daha da artırıyor.
“GERÇEKLERİ ANLATMAK GAZETECİLİĞİN GÖREVİ”
Söyleşinin sonunda Amanpour, Donald Trump yönetiminin medyaya yönelik eleştirilerine rağmen gazetecilik anlayışının değişmediğini vurguluyor. Ona göre gazetecilerin görevi, hangi hükümet iktidarda olursa olsun gerçekleri ortaya koymaktır. Amanpour, Financial Times, New York Times, Wall Street Journal, BBC ve France 24 gibi uluslararası medya kuruluşlarının da bu sorumluluk doğrultusunda hareket ettiğini belirtiyor. Deneyimli gazeteciye göre savaşın en önemli yönlerinden biri, İran halkının hikâyesinin dünya kamuoyuna doğru şekilde aktarılmasıdır; çünkü savaşın ortasında kalan milyonlarca insanın yaşamı çoğu zaman jeopolitik hesapların gölgesinde kalmaktadır.
Kaynak: Odatv