Balkanlar’da Oyun Kurucu Türkiye: Seyirci Değil Stratejik Merkez Güç
Egemen Bağış, Türkiye’nin Balkanlar’da tarihsel bağlarının ötesine geçerek güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarında belirleyici bir güç haline geldiğini vurguluyor. Bölgedeki etnik gerilimler ve AB’nin sınırlı etkisi nedeniyle oluşan boşlukta Türkiye’nin istikrar sağlayıcı rol üstlendiğini belirtiyor. Yazıda Türkiye’nin krizleri yöneten değil, önleyen; taraf değil, denge kuran bir aktör olduğu ifade ediliyor.
Egemen Bağış, Türkiye’nin Balkanlar’da yalnızca tarihsel ve kültürel bağlarla değil, aynı zamanda güvenlik, Ekonomi ve diplomasi alanlarında da belirleyici bir aktör haline geldiğini vurguluyor. Bölgedeki etnik gerilimler, kırılgan devlet yapıları ve AB’nin sınırlı etkisi nedeniyle oluşan boşluklara dikkat çekerek, Türkiye’nin bu boşluğu dolduran önemli bir güç olduğunu ifade ediyor. Bağış’a göre Türkiye, Balkanlar’da krizleri yöneten değil, krizleri önleyen; taraf değil, denge kuran bir politika izliyor.
Yazıda ayrıca küresel sistemin “kurallara dayalı düzen” söyleminden uzaklaşıp güç dengelerine dayalı bir yapıya evrildiği belirtiliyor. Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar ve enerji rekabeti gibi gelişmelerin, devletlerin artık sadece hukuki haklarla değil, sahadaki kapasiteyle var olabildiğini ortaya koyduğu ifade ediliyor.
Türkiye’nin son 20 yılda savunma sanayii başta olmak üzere birçok alanda dışa bağımlılığını azaltarak bölgesel ve küresel etkisini artırdığına dikkat çekiliyor. Bu dönüşümün Türkiye’yi yalnızca takip eden değil, yön veren bir ülke haline getirdiği savunuluyor.
Balkanlar özelinde ise Bosna-Hersek’teki kurumsal kırılganlık, Kosova-Sırbistan hattındaki gerilim ve yükselen milliyetçilik akımlarının bölgeyi risk altında tuttuğu belirtiliyor. AB’nin yoğun finansal desteğine rağmen siyasi irade eksikliği nedeniyle istenen sonuçların alınamadığı, ABD’nin ise daha mesafeli bir yaklaşım sergilediği ifade ediliyor.
Bu koşullar altında Türkiye’nin bölgede çok boyutlu bir varlık gösterdiği; diplomasi, ticaret, yatırım ve kültürel ilişkiler üzerinden etkisini artırdığı aktarılıyor. Türkiye’nin yaklaşımının “rekabet değil denge, dayatma değil diyalog” olduğu vurgulanarak, hem Kosova hem Sırbistan ile iletişim kanallarını açık tutan bir politika izlendiği belirtiliyor.
Bağış, günümüz dünyasında sahada olmayan aktörlerin masada söz hakkı olmadığını vurgulayarak, Türkiye’nin Balkanlar’da yalnızca izleyen değil, gerektiğinde masa kuran bir ülke konumuna geldiğini ifade ediyor. Çok kutuplu dünya düzeninde Türkiye’nin ABD, Avrupa, Rusya ve Çin ile eş zamanlı ilişkiler yürütmesinin bir zorunluluk olduğu da dile getiriliyor.
Sonuç olarak yazıda, Balkanlar’ın geleceğinin dış senaryolarla değil sahadaki gerçek güç dengeleriyle şekilleneceği, Türkiye’nin ise bu denklemin merkezinde yer alan vazgeçilmez bir aktör olduğu vurgulanıyor.