23.02.2026-10:30 (Son Güncelleme:23.02.2026-10:30)

“Altılı İttifak” Yunanistan ve Güney Kıbrıs İçin Stratejik Fırsat Olarak Mı Görülüyor ?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun girişimi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi ülkeler için adeta bir umut ışığı olarak öne çıkıyor. Gerçekten böyle mi?

>

Atina ve Güney Kıbrıs adeta avuçlarını ovuşturuyor. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de jeopolitik istikrarsızlığın hakim olduğu bir dönemde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun girişimi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi ülkeler için adeta bir umut ışığı olarak öne çıkıyor. En azından Yunanistan ve Güney Kıbrıs şu an itibariyle bunu bu şekilde değerlendiriyor.

Netanyahu’nun son hamlesi Atina’da karşılık bulmuş gibi. Yunanistan’ı ve Güney Kıbrıs’ı bölgedeki sinsi bir şekilde kendi planını uygulamak üzer “ateş çemberine” sürükleyen Netanyahu Hindistan’ı, Arap ve Afrika ülkelerini, ayrıca Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi Akdeniz ülkelerini kapsayan geniş bir ittifak sistemi oluşturma vizyonu ortaya koydu. Buna göre söz konusu eksen; gerçekliği, tehditleri ve hedefleri ortak bir perspektiften değerlendirecek; İsrail’in kararlılıkla mücadele ettiğini belirttiği radikal Şii eksene, radikal Sünni yapılara ve Türkiye’nin revizyonist stratejisine karşı bir denge unsuru oluşturmayı amaçladığı belirtiliyor. Atina’da son saatlerde bu konuşuluyor.

Atina kaynaklarında konuşulanlara bakılırsa, bu girişim yalnızca dikkat çekici değil, aynı zamanda Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın ulusal çıkarları açısından da kritik önem taşıdığı belirtiliyor. İleri sürülenlere göre, Türkiye’nin bölgede neo-Osmanlı hedefleriyle provokatif adımları attığı ileri sürülürken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın böyle bir ittifak yapısına katılımı; güvenliğin güçlendirilmesine, enerji, ticaret ve teknoloji alanlarında ekonomik iş birliklerinin ilerletilmesine ve Türkiye revizyonizmi, İran yayılmacılığı ya da İslamcı terörizm gibi tehditlere karşı denge kurulmasına katkı sağlayabileceği ön planda tutuluyor.

Atina’da hakim olan inanç, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın egemenlik haklarına yönelik sürekli itiraz ve tehditleri bulunduğu ve bu ittifaka dahil olmaları durumunda karşı güçlü bir kalkan oluşturacağı belirtiliyor.

Atina, Yunanistan’ın Avrupa, Asya ve Afrika arasında köprü konumunda bulunduğunu, dolayısıyla Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın, oluşturulmakta olan bu ittifaktan önemli kazanımlar elde etme potansiyeli bulunduğuna inanıyor. Bu ittifakın aynı zamanda bölgesel izolasyondan çıkıp demokrasi, istikrar ve ekonomik kalkınma gibi ortak değerleri savunan bir ağın parçası olma fırsatı sunduğu ileri sürülüyor.

Atina’daki kaynaklar, Netanyahu’nun radikal tehditlerle mücadele konusundaki tecrübesi, özellikle Doğu Akdeniz’deki son gelişmeler ve EastMed gibi enerji iş birlikleri ışığında, Yunanistan’ın ulusal çıkarlarıyla örtüşen bir çerçeve ortaya koyduğuna vurgu yapılıyor.

Ancak bu iyimser tablo, Atina’daki diplomatik çevrelerde dolaşan endişe verici bilgilerle gölgeleniyor. Buna göre ABD Başkanı Donald Trump’ın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde NATO Zirvesi için Türkiye’ye yapması beklenen ziyaret sırasında, ABD ile Türkiye arasında 500 milyar dolarlık dev bir anlaşma imzalanabileceği konuşuluyor. Ayrıca, savunma ekipmanları tedariki, enerji ve yatırımları kapsayabileceği belirtilen böyle bir anlaşmanın yapılması durumunda, Ankara’nın Ege ve Doğu Akdeniz’de egemenlik haklarını sorgulamayı sürdüreceği ve Türkiye’nin ekonomik ve askeri gücünün dramatik biçimde artırabileceğine dikkat çekiliyor.

Atina’da herkesin merak ettiği soru şu; böylesi bir gelişmenin kaygı yaratmaması mümkün mü? Bu anlaşmanın, Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimine komşular üzerinde baskı kurabilecek yeni araçlar sağlayabileceğini, Türkiye’nin NATO içindeki vazgeçilmez müttefik rolünü de güçlendireceği endişesi konuşuluyor.

Tam da bu noktada en kritik soru ortaya çıkıyor: Başbakan Kiriakos Miçotakis hükümetinin Türkiye’ye karşı izlediği yatıştırma politikası temelinde, Trump’ın söz konusu anlaşmayı Ege’de Yunanistan ile Türkiye’yi “uzlaştırmak” için bir baskı aracına dönüştürme riski var mı? İşte Atina yönetimi aynı zamanda buna da bakıyor.

Günler geçtikçe Atina Dostluk ve İşbirliği Bildirgesi ile Miçotakis’in Ankara’ya son ziyaretinin, tek taraflı ve riskli bir iyi komşuluk atmosferi oluşturduğuna atıfta bulunulurken, Yunanistan’ın retorik düzeyde yumuşadığı izlenimi verdiği bir dönemde, Türkiye’nin ise “Mavi Vatan” söylemi eşliğinde uçuş ihlalleri, NAVTEX ilanları ve tehditleri sürdürmeye devam ettiği belirtiliyor.

Atina’nın olası düşündürücü senaryosu: Trump Atina’ya gelir, Miçotakis ile görüşür ve Türkiye ile yapılması beklenen dev anlaşmayı Ege’de taviz koparmak için kullanır belki kıta sahanlığı, MEB hatta adaların silahsızlandırılması gibi başlıklarda görülebilir gibi senaryolar konuşuluyor.

Ayrıca, Amerikan politikası doğrultusunda Trump’ın, daha küçük müttefiklerin çıkarları pahasına dahi olsa Amerikan çıkarlarını öncelemekten çekinmeyeceğine dikkat çekiliyor. Miçotakis hükümetinin Ankara ile temaslarının ön koşulsuz diyalog ısrarına dayanan dış politika çizgisini yansıttığına vurgu yapılırken, böyle baskılara kapı aralayabilecek riskleri de barındırdığı ileri sürülüyor.

Sonuç olarak, Atina’daki bazı çevrelere göre, Netanyahu’nun girişiminin altın değerinde bir fırsat sunduğunu, ancak bunun değerlendirilebilmesi; ulusal uyanıklık, bağımsız dış politika ve merkezinde ulusal çıkarın yer aldığı bir strateji gerektirdiğini, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın aralarındaki ittifaklarını güçlendirmesi gerektiğini, olası dış baskılar karşısında geri adım atmamaları gerekliliğine vurgu yapılıyor. Artık Yunanistan’ın şunu bilmesi ve uygulama zamanının geldiğini, yatıştırma diplomasisi değil, kararlı diplomasi zamanı olduğu ısrarla vurgulanıyor.

Kaynak: Bİrlik Gazetesi

1bilalisgoren@gmail.com