20.03.2026-08:21
(Son Güncelleme:20.03.2026-08:21)
ABD’li Büyükelçi Barrack’tan Hadsiz İfadeler
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Türkiye’de yürüyen süreci bölgesel bir “yanlış anlamalar bütünü” gibi sunan sözleri tepki çekti. Barrack’ın açıklamaları, Türkiye’nin egemenlik haklarını gölgeleyen ve Ankara’nın iradesini dışarıdan tarif etmeye kalkışan talihsiz bir söylem olarak değerlendirildi.
>ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Türkiye’de başlayan sürece ilişkin kullandığı ifadeler yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Barrack’ın meseleyi, Kürtlerin yaşadığı dört ülkeye yayılan bir denklem gibi tarif etmesi ve “kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma” vurgusu yapması, Türkiye’nin iç egemenlik alanına dönük dışarıdan çerçeve çizme girişimi olarak yorumlandı. Bu söylem, diplomatik nezaket sınırlarını aşan ve Türkiye’nin güvenlik gerçekliğini ikinci plana iten problemli bir dil olarak öne çıktı.
>
Türkiye açısından konu, yabancı başkentlerin teorik yorum yapacağı sıradan bir başlık değil; doğrudan milli güvenlik, kamu düzeni, terörle mücadele ve devlet egemenliği meselesidir. Bu yüzden Ankara adına yol haritası çizmek de, Türkiye’ye hangi siyasi çerçevede hareket etmesi gerektiğini telkin etmek de hiçbir yabancı diplomatın görevi değildir. Büyükelçinin görevi görüş bildirmek olabilir; ancak Türkiye’nin kaderi hakkında yön tayin etmek değildir.
>
Barrack’ın sözlerini daha da talihsiz hale getiren nokta ise ABD’nin kendi iç tablosudur. Çünkü Washington yönetimi bir yandan dünyaya demokrasi ve haklar dersi verirken, diğer yandan kendi ülkesinde ayrımcılık ve nefret suçu verileri hâlâ ciddi seviyelerde seyrediyor. ABD Adalet Bakanlığı’nın aktardığı FBI verilerine göre 2024 yılında ülkede 11 bin 679 nefret suçu olayı raporlandı. ABD Eşit İstihdam Fırsatları Komisyonu da 2024 mali yılında 88 bin 531 yeni ayrımcılık başvurusu alındığını açıkladı. Kendi içindeki bu ağır tablo ortadayken, Barrack’ın Türkiye’ye üst perdeden siyasi çerçeve önermesi kamuoyunda doğal olarak çifte standart eleştirilerine yol açtı.
>
Türkiye, kendi meselelerini kendi devlet aklıyla yönetebilecek kapasiteye sahip bir ülkedir. Terörle mücadelenin bedelini Washington değil Ankara ödedi; sınır güvenliğinin yükünü ABD değil Türkiye taşıdı. Bu nedenle Türkiye hakkında son sözü söyleyecek olan da yabancı diplomatlar değil, Türk devleti ve Türk milletidir.
>
Barrack’ın açıklamaları bu yönüyle, dostane bir diplomatik değerlendirmeden çok, Türkiye’nin hassas bir meselesine dışarıdan ayar verme çabası olarak kayda geçti. Ankara’ya dönük bu tür mesajların Türkiye’de karşılık bulması zor görünüyor. Çünkü Türkiye, kendi egemenliğine gölge düşüren hiçbir söylemi meşru görmüyor; hele ki bunu, kendi ülkesindeki toplumsal ayrımcılık sorunlarını çözememiş aktörlerden geldiğinde hiç görmüyor.
>
Türkiye açısından konu, yabancı başkentlerin teorik yorum yapacağı sıradan bir başlık değil; doğrudan milli güvenlik, kamu düzeni, terörle mücadele ve devlet egemenliği meselesidir. Bu yüzden Ankara adına yol haritası çizmek de, Türkiye’ye hangi siyasi çerçevede hareket etmesi gerektiğini telkin etmek de hiçbir yabancı diplomatın görevi değildir. Büyükelçinin görevi görüş bildirmek olabilir; ancak Türkiye’nin kaderi hakkında yön tayin etmek değildir.
>
Barrack’ın sözlerini daha da talihsiz hale getiren nokta ise ABD’nin kendi iç tablosudur. Çünkü Washington yönetimi bir yandan dünyaya demokrasi ve haklar dersi verirken, diğer yandan kendi ülkesinde ayrımcılık ve nefret suçu verileri hâlâ ciddi seviyelerde seyrediyor. ABD Adalet Bakanlığı’nın aktardığı FBI verilerine göre 2024 yılında ülkede 11 bin 679 nefret suçu olayı raporlandı. ABD Eşit İstihdam Fırsatları Komisyonu da 2024 mali yılında 88 bin 531 yeni ayrımcılık başvurusu alındığını açıkladı. Kendi içindeki bu ağır tablo ortadayken, Barrack’ın Türkiye’ye üst perdeden siyasi çerçeve önermesi kamuoyunda doğal olarak çifte standart eleştirilerine yol açtı.
>
Türkiye, kendi meselelerini kendi devlet aklıyla yönetebilecek kapasiteye sahip bir ülkedir. Terörle mücadelenin bedelini Washington değil Ankara ödedi; sınır güvenliğinin yükünü ABD değil Türkiye taşıdı. Bu nedenle Türkiye hakkında son sözü söyleyecek olan da yabancı diplomatlar değil, Türk devleti ve Türk milletidir.
>
Barrack’ın açıklamaları bu yönüyle, dostane bir diplomatik değerlendirmeden çok, Türkiye’nin hassas bir meselesine dışarıdan ayar verme çabası olarak kayda geçti. Ankara’ya dönük bu tür mesajların Türkiye’de karşılık bulması zor görünüyor. Çünkü Türkiye, kendi egemenliğine gölge düşüren hiçbir söylemi meşru görmüyor; hele ki bunu, kendi ülkesindeki toplumsal ayrımcılık sorunlarını çözememiş aktörlerden geldiğinde hiç görmüyor.
DİĞER Gündem HABERLERİ