Ana Sayfa

Sahadaki askeri hezimet finansal saldırıya dönüştü: ABD’den İran’a abluka, bölgeye ikincil yaptırım tehdidi

Giriş: Okuma: ~4 dk Editör: Beren Alpuğan
Paylaş
Askeri operasyonlarda istenen sonucu alamayan Washington strateji değiştirerek “Ekonomik Tecrit Operasyonu”nu devreye soktu. Deniz ablukası ve yeni yaptırımlarla baskıyı tırmandıran ABD, ikincil yaptırım tehditleriyle Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölgesel aktörleri hedef alıyor.

ABD’nin İran’a yönelik askeri hamleleri sahada beklenen caydırıcılığı sağlamazken, Tahran’ın misillemeleri sonrası Washington strateji değişikliğine gitti. Askeri operasyonlarda başarısız olan Trump yönetimi, gözünü deniz ablukasına ve bölgesel ülkeleri de kapsayan "ekonomik tecrit" hamlesine çevirdi.
Amerikan Axios platformunun ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio müttefik mevkidaşlarına Washington’ın güncellenen İran stratejisini aktardı. Rubio’nun görüşmelerde, Washington’ın "şu aşamada" İran’a yeni hava saldırıları düzenlemeyi öngörmediğini, bunun yerine deniz ablukası ve Hazine Bakanlığı’nın duyurduğu yeni yaptırımlarla ekonomik baskıyı tırmandıracağını söylediği öne sürüldü.
Ancak sahadaki gerçekler ve diplomatik koridorlardaki gelişmeler, Washington’ın bu kararının bir "tercih"ten ziyade sahadaki askeri tıkanmanın ve hezimetin doğrudan bir sonucu olduğunu gösteriyor.

Askeri saldırılar İran'ı caydıramadı

ABD ve İsrail’in İran’ın askeri altyapısını hedef alan hamleleri Tahran üzerinde beklenen caydırıcılığı oluşturamadı. Aksine İran’ın misillemeleri, ABD üslerine yönelik nokta atışı yanıtları ve İsrail’in güvenlik mimarisini sarsan hamleleri, Washington-Tel Aviv hattını askeri açıdan büyük bir hezimete uğrattı. Hürmüz Boğazı ve çevresinde istediği sonucu alamayan ABD, askeri baskıyla diplomasi masasında taviz koparamayınca çatışmanın maliyetini sürdürülemez görerek Tahran ile doğrudan ya da dolaylı kanallardan masaya oturma arayışına girmek zorunda kaldı.

Washington'dan ikincil yaptırım tehdidi: Bölge ülkeleri ve Türkiye de hedefte

Askeri alanda havada kalan tehditlerin ardından finansal baskı araçları devreye sokuldu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Başkan Donald Trump’ın talimatıyla “Ekonomik Tecrit Operasyonu”nun (Operation Economic Outcast) başlatıldığını duyurdu. Washington, sahadaki askeri başarısızlığını deniz ablukası ve ikincil yaptırımlarla örtmeye çalışırken, bu hamle yalnızca Tahran’ı değil, İran ile ticari ve komşuluk ilişkilerini sürdüren tüm bölgesel aktörleri açıkça hedef alan bir tehdide dönüştü.
ABD yönetimi, Tahran’ı finanse ettiğini iddia ettiği üçüncül ülkeleri ve şirketleri kara listeye alma tehdidiyle bölgesel ticareti tamamen felç etmeyi amaçlıyor. Bu durum, İran ile enerji, lojistik ve ticari bağları bulunan Türkiye üzerinde de doğrudan bir Washington baskısı ve örtülü bir tehdit unsuru oluşturuyor.

Ankara’nın çok katmanlı diplomasisi: Mekke Anlaşması'ndan bölgesel güvenlik mimarisine

Washington'ın tırmandırdığı yaptırım ve abluka tehdidine karşı Türkiye, bölgesel dengeleri koruyan çok katmanlı bir diplomasi stratejisi yürütüyor:
Bölgesel Barış Trafiği ve Mekke Anlaşması: Türkiye, krizin derinleşmesini önlemek ve bölgedeki tansiyonu düşürmek adına Mekke Anlaşması gibi kritik diplomasi kanallarını aktif tutarak komşu ülkeler arasında mekik diplomasisini sürdürüyor.
Komşuluk ve Ticari Hakların Korunması: Ankara, bir yandan bölge barışı için ara buluculuk rolünü üstlenirken diğer yandan İran ile olan meşru ticari haklarını ve enerji tedarik güvenliğini korumakta kararlı bir duruş sergiliyor.
NATO ve Uluslararası Platformlardaki Tutum: Türkiye; NATO zirvelerinde, BM nezdinde ve uluslararası arenada tek taraflı yaptırımların bölgesel istikrara zarar verdiğini vurgulayarak, kendi egemenlik haklarını ve ticari bağımsızlığını savunmaya devam ediyor.

"ABD ve İsrail’in galip gelemediği artık kabul ediliyor"

ABD'nin yeni yaptırım hamlesini ve sahadaki son durumu değerlendiren gazeteci Yakup Aslan, ABD ve İsrail’in sahadaki yenilgisini ve ambargo tarihini şu sözlerle aktardı:

"ABD ve İsrail’in İran’a karşı askeri alanda galip gelemediği artık birçok otorite tarafından kabul ediliyor. Hatta Amerikalı ve İsrailli uzmanlar, stratejistler, emekli askerler ve siyasetçiler de bunu açıkça dile getiriyor.

1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana Tahran yönetimi zaman zaman sertleşen, zaman zaman dalgalanan yoğun bir ekonomik ambargo süreciyle karşı karşıya. Nükleer anlaşma döneminde bu baskı kısmen hafiflemiş ve yaptırımların önemli bir kısmı kaldırılmıştı. Ancak süreçte hem ABD’nin tek taraflı yaptırımları hem de Birleşmiş Milletler (BM) kararları etkili oldu. BM şu an füze programına yönelik geçmiş kararlar dışında genel bir ambargo uygulamıyor; mevcut tabloda asıl ağırlık ABD’nin tek taraflı ve haksız yaptırımlarından oluşuyor."

"Türkiye Kıbrıs ve CAATSA tecrübesiyle İran'ı çok iyi anlar"

Ekonomik yaptırımların bir emperyalizm yöntemi olduğuna dikkat çeken Aslan, Türkiye'nin kendi tecrübelerine atıfta bulunarak değerlendirmesini sürdürdü:

"Türkiye de CAATSA yaptırımlarına muhatap olmuş bir ülke. Bu açıdan baktığımızda İran’ın yaşadığı tabloyu çok daha iyi anlayabiliyoruz. Özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ülkemize uygulanan ambargolar hatırlandığında, bunun emperyalist odak açısından bir savaş yöntemi olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu baskı yöntemi 1979’dan beri yürürlükte ve en ağır dönemlerinden birini de Trump’ın başkanlık süreçlerinde yaşıyor."

"Çin ve Rusya ile küresel milat: İran ambargolara şerbetli"

Tahran yönetiminin yaptırımları aşma kapasitesini, alternatif rotaları ve küresel güç dengelerini ayrıntılandıran Yakup Aslan, sözlerini şöyle tamamladı:

"İran bu süreçte yaptırımların arkasından dolanmayı ve bu kısıtlamaları boşa çıkarmayı öğrendi. Bu durum ekonomik olarak ciddi maliyetler oluştursa da alternatif yollar geliştirebiliyorlar. Özellikle Çin ve Rusya ile ticari ilişkiler güçlendirildi; Şanghay İşbirliği Örgütü çatısı altında milli paralarla ticaret konusunda önemli adımlar atıldı.

ABD’nin tehditlerine karşı Çin ve Rusya’nın takınacağı tutum; önümüzdeki yıllar, hatta onlarca yıl boyunca bölgesel ve küresel dengelerin nasıl şekilleneceğinde bir milat olacaktır. Yani emsalsiz ambargolara ancak emsalsiz bir dayanışmayla karşı koyulabilir. Çin ve Rusya geri adım atarsa İran’ın mevcut ekonomik tablosu ciddi biçimde ağırlaşır. Ancak İran kamuoyunda ve yönetiminde 'Biz ambargoya şerbetliyiz, ambargo varsa çözüm de vardır' yaklaşımı hakim. Tahran yönetimi ve halkı, yaptırımları boşa çıkaracak alternatif ekonomik mekanizmaları zaten geliştirmiş durumdadır."

Beren Alpuğan
Editör: Beren Alpuğan