İsrail Türkiye’yle savaşa mı hazırlanıyor? Ebu Zuhur Hava Üssü, F-35 ve Doğu Akdeniz’in arka planı
Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, İran’ın Mehr Haber Ajansı’na Türkiye’nin bölgesel politikaları, İsrail’le yaşanan gerilim ve Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. İsrail'in Türkiye'yi artık bölgesel bir rakip değil "uzun vadeli stratejik tehdit" olarak gördüğünü belirten Ağar, Ebu Zuhur Hava Üssü saldırısından F-35 tartışmalarına kadar süreçleri analiz etti.
İran merkezli Mehr Haber Ajansı’na röportaj veren jeopolitik uzmanı Abdullah Ağar, Orta Doğu’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan stratejik denklemde Türkiye’nin artan rolüne ve Tel Aviv ile Ankara arasındaki örtülü rekabete dikkat çekti.
"İsrail savaşa hazırlanmıyor ama savaş kartıyla kazanım peşinde"
İsrail tarafında Türkiye’ye yönelik söylemlerin sertleşmesine dikkat çeken Ağar, bu durumun doğrudan bir sıcak savaş anlamına gelmediğini ancak arka planında jeopolitik hesaplar barındırdığını belirtti:
"İsrail’in Türkiye’yi artık yalnızca bölgesel bir rakip olarak değil, uzun vadeli stratejik bir tehdit olarak kodlamaya başlaması önemli bir gelişmedir. Fakat bu 'İsrail Türkiye ile savaşa hazırlanıyor' demek değil. Savaş istediğini de öngörmüyorum. Ama savaş kartı üzerinden kazanım üretmek peşinde olabilir. 'İsrail, Türkiye ile olası bir çatışmanın stratejik zeminini hazırlıyor' demekte bir bakış açım. Ama uzak sınırda.
Savaş sadece tankla, uçakla başlamaz. Önce tehdit algıları üretilir, kırmızı çizgiler ilan edilir, kamuoyu hazırlanır, rakibin meşruiyeti aşındırılır ve olası çatışmanın gerekçeleri oluşturulur.
İsrail tarafında Türkiye’ye ilişkin söylemin sertleşmesi bu nedenle önemlidir. Ama bu savaş olacak anlamına da gelmez. Başka jeopolitik amaçlar güdebilir.
Suriye’de iki ülkenin askeri faaliyet alanlarının birbirine yaklaşması, İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki başta hava hakimiyeti olmak üzere nüfuzunu sınırlamak istemesi ve Ankara’nın Şam’ın yeniden yapılandırılmasındaki rolü, meselenin artık yalnızca söylemsel olmaktan çıktığını gösteriyor.
Dikkat çekmek istediğim önemli bir nokta da şu: İsrail’le Türkiye’yle savaşa girmesi başka şeydir, İsrail’in Türkiye’yi stratejik tehdit olarak görmesi başka şey. İkincisinin şu an gündemlerinde olduğunu düşünüyorum.
Tam bu noktada Türkiye’nin stratejik aklı devreye giriyor. İsrail’in oluşturduğu çatışma zeminine sürüklenmeden; Türkiye’ye karşı oluşturduğu stratejik baskı alanlarını tek tek yöneterek ve gerektiğinde karşı maliyet üreterek süreci yönlendiriyor.
Çünkü Türkiye’nin gücü sadece askeri gücünde değil; jeopolitik konumunda, NATO üyeliğinde, Suriye’deki etkisinde, Libya’daki varlığında, Doğu Akdeniz’deki pozisyonunda, savunma sanayiinde ve giderek genişleyen bölgesel ilişkiler ağındadır."
"Ebu Zuhur saldırısının hedefi Türkiye’nin hava kabiliyetleridir"
İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırıyı değerlendiren Ağar, hamlenin karasal bir konu olmadığını, doğrudan hava hâkimiyetini hedef aldığını vurguladı:
"Ebu Zuhur saldırısını sıradan bir hava saldırısı olarak görmüyorum. Bu konu karasal bir konu da değil. Bence hava hakimiyetiyle ilgili bir konu. İsrail adeta şunu söylüyor: 'Suriye’de Türkiye’nin radar ve hava savunma kabiliyetleri başta askeri kapasitesinin İsrail’in Suriye hava sahasındaki serbestisini engellemesine izin veremem.'
Yani hedef sadece bir hava üssü değil. Hedef; Suriye’nin hava kapasitesinin yeniden oluşturulması, Türkiye’nin Suriye’deki askeri etkisinin derinleşmesi ve Şam-Ankara arasındaki güvenlik mimarisinin İsrail’in istemediği bir istikamete gitmesidir. Fakat illa ki buna füze veya uçak ile cevap vermek zorunda değiliz. Hatta bunun ilk cevap olarak tercih edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin elinde diplomasi, NATO, hava savunma, elektronik harp, istihbarat ve askeri olmayan kozlar gibi çok daha geniş bir stratejik araç seti var. Türkiye’nin askeri karşılık vermemesi zayıflık değildir. Bazen en güçlü askeri cevap, karşı tarafın istediği zamanda ve istediği yerde savaşmamaktır."
"Mesele F-35 değil, Türkiye’nin bölgesel güç kapasitesidir"
Hürriyet’in "İsrail Türkiye’yi sınırlı bir savaşa sokarak ABD Kongresi üzerinden F-35’leri engellemek istiyor" analizine değinen Ağar, F-35 konusunun çok daha büyük bir stratejik denklemin parçası olduğunu ifade etti:
"Bu analizi 'safça' bulmam ama eksik ve dar bir perspektif olduğunu düşünürüm. İsrail’in Türkiye’nin F-35 programına dönüşüne karşı çıktığı gizli değil. 'Türk F-35’leri İsrail F-35I Adir’lerden daha düşük kabiliyette olmalıdır' dediklerini de duyuyorum. İşin içinde kaynak kodlarına erişim ve stratejik özerk uçuş gibi hayati konular var.Fakat meseleyi sadece F-35’e indirgemek stratejik resmi küçültür. Mesele F-35’ten çok daha büyük, mesele Türkiye’nin bölgesel güç kapasitesidir. Türkiye operasyon özerkliğine sahip, kaynak kodu erişimli F-35 alırsa hava gücü kapasitesi kökten değişir. Stratejik özerk F-35’i, Eurofighter’lar ve KAAN’ın gelişimiyle birlikte düşünürseniz Türkiye yalnızca uçak satın alan bir ülke değil, kendi hava gücü ekosistemini kuran bir ülkeye dönüşür. İsrail’in asıl rahatsızlığı bu ekosistemdir.""Doğu Akdeniz giderek bir stratejik satranç tahtasına dönüşüyor"Doğu Akdeniz’deki artan gerilime dikkat çeken Ağar, bölgedeki rekabetin çok katmanlı bir jeopolitik ağa dönüştüğünü söyledi:"Doğu Akdeniz’deki rekabeti sadece 'Türkiye-İsrail rekabeti' olarak okumak eksik olur. Bir tarafta Türkiye-Libya hattı, diğer tarafta Yunanistan-GKRY-İsrail hattı ve Mısır’ın pozisyonu var. Enerji koridorları, deniz yetki alanları, limanlar ve denizaltı kabiliyetleri bu rekabetin parçaları.Türkiye Doğu Akdeniz’de yalnızca savunma yapmıyor; jeopolitik alanını da genişletme çabasında. Türkiye ile İsrail doğrudan karşı karşıya kalmasa bile, iki ülkenin çıkarları Suriye’den Doğu Akdeniz’e, enerji koridorlarından Libya’ya kadar pek çok sahada kesişebilir. Bu yüzden Türkiye’nin Libya ile ilişkilerini geliştirmesi, Mısır’la normalleşmesi ve deniz gücünü koruması aynı stratejik bütünün parçalarıdır."
"Doğu Akdeniz giderek bir stratejik satranç tahtasına dönüşüyor"
Doğu Akdeniz’deki artan gerilime dikkat çeken ağar, bölgedeki rekabetin çok katmanlı bir jeopolitik ağa dönüştüğünü söyledi:
"Doğu Akdeniz’deki rekabeti sadece “Türkiye-İsrail rekabeti” şeklinde okumak da eksik olur. Burada çok daha büyük bir jeopolitik ağ oluşuyor.
Türkiye-Libya hattı bir tarafta.
Yunanistan-GKRY-İsrail hattı diğer tarafta.
Mısır’ın pozisyonu ayrıca önemli.
Enerji, deniz yetki alanları, limanlar, denizaltı kabiliyetleri, hava üsleri, enerji koridorları ve Doğu Akdeniz’in Ortadoğu ile Avrupa arasındaki bağlantısı bu rekabetin parçaları.
Türkiye Doğu Akdeniz’de yalnızca savunma yapmıyor; jeopolitik alanını da genişletme çabasında. İsrail de aynı şeyi yapıyor. Dolayısıyla Doğu Akdeniz giderek bir stratejik satranç tahtasına dönüşüyor.
Burada en kritik mesele bence şu: Türkiye ile İsrail doğrudan karşı karşıya kalmasa bile, iki ülkenin çıkarları Suriye’den Doğu Akdeniz’e, enerji koridorlarından Libya’ya kadar farklı sahalarda birbirleriyle kesişebilir.
Bu yüzden Türkiye’nin Libya ile ilişkilerini geliştirmesi, Mısır’la normalleşmesi, Yunanistan’la gerilimi kontrol altında tutması ve Doğu Akdeniz’de deniz gücünü koruması aynı stratejik bütünün parçalarıdır."