Ana Sayfa

Fesih mi, stratejik değişim mi? Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar’dan SDG-Şam entegrasyonu ve İsrail uyarısı

Giriş: Okuma: ~4 dk Editör: Beren Alpuğan
Paylaş
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile SDG'nin elebaşı Mazlum Abdi arasında varılan anlaşma sonrası SDG’nin feshedildiği ve Suriye ordusuna entegre edildiği duyuruldu. SDG/PKK gerçekten lağvedildi mi, silahlarını Şam’a teslim etti mi? Haber365’e konuşan Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, masadaki sürecin bir çözülme değil, "biçim değiştirme" olduğunu belirterek kritik uyarılarda bulundu.

Suriye'de Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi hattında sağlanan mutabakat ve SDG’nin feshedilerek Suriye Silahlı Kuvvetleri'ne katıldığı yönündeki açıklamalar bölgesel dengeleri yeniden hareketlendirdi. Sürecin arka planını, entegrasyonun niteliğini ve Türkiye açısından doğurabileceği riskleri Haber365’e değerlendiren Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, kamuoyuna yansıtılanın aksine örgütün silahlı varlığını ve yapısal bütünlüğünü koruduğunu söyledi.

"Bir örgütün lağvedilmesi kabiliyetlerini kaybetmesiyle olur"

Güvenlik literatüründe bir yapının kendisini feshetmesinin ancak kabiliyetlerini yitirmesiyle mümkün olduğunu belirten Abdullah Ağar, SDG/YPG/PKK’nın durumunu şu sözlerle sorguladı:

"Öncelikli olarak bir örgütün kendisini feshetmesi veya lağvetmesi, güvenlik jargonunda kabiliyetlerini kaybetmesi ile karşılık bulur. Şimdi sormamız gereken en temel soru şu: SDG/YPG/PKK terör örgütü kabiliyetlerini kaybetti mi?

Bu entegrasyon diye ifade edilen şey SDG/YPG/PKK’nın tamamıyla çözülerek bireysel bazda Suriye üniter yapısına dahil olduğu anlamına mı geliyor, yoksa yapısal bütünlüğünü koruyarak varlığını devam ettirdiği anlamına mı? Şu andaki haline baktığımız zaman; Haseke Valiliği gibi son derece önemli bir nüfuz alanı şu an hâlâ PKK'nın elinde. Mazlum Abdi danışman oldu, İlham Ahmet Cumhurbaşkanlığı inisiyatifiyle Meclis'e dahil edildi."

"Silahlar teslim edilmedi: 4 Tugay halinde Şam tümenlerine katıldılar"

Entegrasyon sürecinde en kritik halkanın silah envanteri ve örgütsel hiyerarşi olduğuna dikkat çeken Ağar, YPG ve YPJ’nin yapısal bütünlüklerini muhafaza ettiklerini altını çizerek açıkladı:

"Asıl önemli konu nedir? Bireysel olarak silahlı güçlerini tamamıyla lağvetmesi, silahların Şam envanterine girmesi söz konusu mu? Hayır, değil.

Özellikle 4 tugay şeklinde yapısal bütünlüklerini koruyarak Şam tümenlerine dahil olduklarını görüyoruz. Bakın, bireysel katılım değil, tugay olarak dahil oldular. YPJ de bir şekilde iç güvenlik unsuru olarak Şam'a entegre edildi; o da yapısal bütünlüğünü koruyor. Silahlı yapısal bütünlüğünü, emir-komutasını, dış bağlantılarını, tünellerini ve silahlarını koruduklarını görüyoruz."

Süreçteki 5 büyük belirsizlik

Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, ilan edilen entegrasyona rağmen sahada cevapsız kalan ve gelecekte parçalanma zemini riski barındıran belirsizlikleri şöyle sıraladı:

"Bir diğer tarafıyla emir-komutasını koruduğunu görüyoruz. Dış bağlantılarını koruduğunu görüyoruz. Tünellerini koruduğunu görüyoruz. Silahlarını koruduğunu görüyoruz. Sınır kapılarıyla ilgili inisiyatifinin nasıl şekilleneceği son derece belirsiz. Petrol gelirleri başta olmak üzere bundan pay almaya dair bir konu var.

Öte tarafıyla dil meselesi... Bakın, elbette ki herkes ana dilini konuşacak. Ama bu dilin resmî devlet diline dönüşmesi veya eğitimin Kürtçe olarak verilmesi, bir ülkenin gelecekte parçalanmasıyla ilgili ontolojik zemini hazırlıyor."

"Terör devleti riski biçim değiştirdi, PKK yeni metotlara geçti"

Fırat’ın doğusunda bir terör devleti kurulması riskinin biçim değiştirdiğini, ancak bunun terörün tamamen bittiği anlamına gelmediğini söyleyen Ağar, örgütün yeni stratejisini anlattı:

"En büyük kaygımız neydi? Bir terör devletinin kurulması meselesi vardı Fırat'ın özellikle doğusunda. Şimdi bununla ilgili fotoğrafın değiştiğini görüyoruz. Ama değişme, lağvedilme, tamamıyla ortadan kalkmaya karşılık gelmiyor. Bir biçim değiştirme, bir kabuk değiştirme var. Bunu SDG/YPG/PKK'lılar da söylüyorlar. 'Yani biz mücadelemizi başka metotlarla devam ettireceğiz, çünkü jeopolitik atmosfer değişti, koşullar değişti' diyorlar."

"Bukalemun gibi biçim değiştirdiler: İsrail boyutunu Türkiye çok iyi okumalı!"

Asıl hedefin terör örgütünün tamamen silah bırakması ve kendini tasfiye etmesi gerektiğini vurgulayan Ağar; İsrail-Şam hattındaki kapalı kapılar arkasındaki denkleme ve Ankara'yı bekleyen en hayati güvenlik sorununa dikkat çekerek açıklamasını tamamladı:

"Bizim en temel cümlemiz şuydu: SDG/YPG/PKK terör örgütü bütün bileşenleriyle ve türevleriyle birlikte kendisini tasfiye edecek ve silah bırakacak. Hedef buydu ama bu hedefin bu safhada gerçekleşmediğini; aksine bir bukalemun gibi SDG/YPG/PKK terör örgütünün biçim değiştirdiğini, silahlarını bırakmadığını ve başka alanlara, başka biçimlere angaje olduğunu görüyoruz.

Peki, burada bir soru soracağız: İsrail'in bu yeni kabuk değiştirme modelindeki etkisi ve inisiyatifi nedir? Bunu Türkiye'nin çok iyi okuması gerektiğini düşünüyorum.

Öte tarafıyla Şam yönetimiyle İsrail arasındaki ilişkiler bizim bildiğimizden çok daha farklı bir şekilde şekillendi. Yani şöyle bir şey söylememiz gerekiyor: Özellikle Gazze Savaşı ve Gazze Savaşı'ndan sonra İsrail'in bütün coğrafyada ortaya koymuş olduğu etki, algılanması son derece önemli farklı birtakım stratejik zeminler oluşturdu. Bu stratejik zeminleri 

SDG/YPG/PKK terör örgütü başta olmak üzere birtakım terör örgütlerinin, devlet dışı aktörlerin çok farklı biçimlerde kullandırdığını, kullandığını, yeni metotlar geliştirdiğini görüyor ve gözlemliyoruz. Türkiye'nin özellikle bunları çok iyi okuması, çok iyi değerlendirmesi ve bu noktada bunları çok iyi yönetmesi gerekiyor.

Çünkü yani şöyle bir soru sormak zorundayız: Şam devletinin veya Suriye devletinin üniformasını giyen, silahını kullanan ve onun himayesi altına girmiş olan PKK'lı teröristler Türkiye'ye bir etki ortaya koymaya kalkarlarsa bununla biz nasıl mücadele edeceğiz?"


Beren Alpuğan
Editör: Beren Alpuğan