Egemen Bağış’tan: "Beş asır değişmeyen jeopolitik"
Eski AB Bakanı, Büyükelçi ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Yavuz Sultan Selim’in vefatının 506. yılı vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, Osmanlı İmparatorluğu'nun 8 yıllık hükümdarlık dönemindeki stratejik vizyonu ile günümüz Türkiye'sinin küresel ve bölgesel jeopolitiği arasındaki paralellikleri değerlendirdi. Bağış, tarihsel sembollerin korunmasından Hürmüz Boğazı'nın küresel enerjideki kritik rolüne kadar birçok başlığa dikkat çekti.
Yazısına, Yavuz Sultan Selim Cami'ndeki anma programında emeği geçen İstanbul Valisi Davut Gül ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Keskin'e teşekkür ederek başlayan Bağış, Sultan Selim'in mirasına bugünün dünyasına verdiği mesajlar ve "stratejik öngörü" kavramı açısından bakılması gerektiğini vurguladı
"Zırhın altındaki şair ve stratejist Yavuz"
Yavuz Sultan Selim'in 1512-1520 yılları arasındaki 8 yıllık hükümdarlığının yalnızca sınırları genişletmekle kalmayıp Osmanlı’nın küresel siyasetteki konumunu değiştirdiğini belirten Egemen Bağış, tarih kitaplarındaki "sert mizaçlı ve savaşçı" portrenin eksik olduğunu ifade etti. Zırhın altında entelektüel bir lider bulunduğunu vurgulayan Bağış, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Farsçayı şiir yazacak ve bir Divan bırakacak kadar iyi bilen; Arapçaya aşina, tarihe meraklı, âlimlerle sohbet eden, devlet meselelerinde onların görüşlerini almaya önem veren; okumaya ve öğrenmeye öncelik tanıyan bir hükümdar... Mısır’dayken İbn Tağrîberdî’nin tarihini Kemalpaşazâde’ye tercüme ettirmesi, tarih kitaplarına duyduğu ilgi ve Farsça şiirlerinden oluşan bir Divan bırakması tesadüf değildir. Yavuz’u doğru anlayabilmek için ayrıca kalemine de bakmak gerekir. Yalnızca kazandığı meydanlara değil, okuduğu kitaplara da… Çünkü büyük stratejiler, büyük ordulardan önce güçlü bir zihinsel hazırlığın ürünüdür."
Beş asırlık Kaftan hikayesi ve FETÖ'nün istismar girişimi
Yavuz Sultan Selim’in ilme duyduğu derin hürmeti gösteren meşhur kaftan rivayetine ve bu tarihi mirasın yakın geçmişte maruz kaldığı tehlikelere geniş yer ayıran Egemen Bağış, sürecin detaylarını şu sözlerle aktardı:
"Bir seferi sırasında Kemalpaşazâde’nin atının ayağından sıçrayan çamur, Yavuz Sultan Selim’in kaftanını kirletir. Kemalpaşazâde mahcup olur. Rivayete göre Yavuz, bir âlimin atından sıçrayan çamuru kendisi için şeref kabul eder ve çamurlanan kaftanın ölümünden sonra sandukasının üzerine örtülmesini vasiyet eder. Bu hikâye, Yavuz Sultan Selim’in sert mizacı kadar ilme duyduğu hürmetin de hafızalarda kalmasını sağlamıştır.
İlginçtir ki o kaftanın hikâyesi, beş asır sonra yeniden Türkiye’nin gündemine gelecektir. 2000’li yıllarda kaftanın ABD’ye götürülmesine yönelik girişimlerde bulunulduğuna ilişkin çeşitli tanıklıklar kamuoyuna yansıdı. Dönemin Yavuz Sultan Selim Camii imamı Bahattin Çörek, 2004–2005 döneminde kendisine kaftanın ABD’ye götürülerek Fetullah Gülen’e gösterilmesi yönünde bir talep iletildiğini yıllar sonra anlattı. Kültür ve Turizm eski Bakanı Sayın Mahir Ünal da kendi bakanlığı döneminde kaftanın restorasyon gerekçesiyle ABD’ye götürülmek istendiğini ve buna izin vermediğini kamuoyuna açıkladı. Asıl hedefleri ve gerçek niyetleri artık herkes tarafından anlaşılan FETÖ’cülerin, 15 Temmuz’un başarılı olması durumunda ruhani liderlerine bu kaftanı giydirip, ülkeye getirerek sembolik bir meşruiyet unsuru olarak kullanılmayı amaçladıkları yönünde iddialar o günlerde gündeme getirildi. 15 Temmuz sonrası, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla o kaftan ülkemizde restore edilerek Yavuz Sultan Selim’in vasiyetine uygun olarak ziyaretçilerin de görebileceği, güvenliği sağlanmış bir şekilde sandukasının üzerine yerleştirildi. Bu iddiaların ayrıntılarından bağımsız olarak ortaya çıkan tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Tarihî miras, müzelerde korunacak eşyadan ibaret değildir. Tarihî semboller aynı zamanda milletlerin hafızasıdır. Ve bu hafıza zaman zaman siyasi amaçlarla istismar edilmek istenebilir. Tarihimize sahip çıkmak, geçmişi korumak kadar geçmişin istismar edilmesine karşı uyanık olmayı da gerektirir."
16. yüzyıldan günümüze: Hürmüz Boğazı ve coğrafi hafıza
Yavuz Sultan Selim dönemi ile günümüz küresel jeopolitiğini Hürmüz Boğazı ve bölgesel dengeler üzerinden karşılaştıran Egemen Bağış, coğrafyanın stratejik öneminin zamanı aşan niteliğini detaylarıyla ele aldı:
"Ama coğrafyanın stratejik mantığı aynı hızla değişmedi. Bugün dünyanın gözü yine Hürmüz Boğazı’nda. Basra Körfezi’ni açık denizlere bağlayan Hürmüz, dünya enerji güvenliğinin ve küresel ticaretin en hassas geçiş noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Beş asır önce baharatın, ipeğin ve Doğu ticaretinin güzergâhları konuşuluyordu. Bugün petrolü, doğalgazı, enerji güvenliğini ve küresel tedarik zincirlerini konuşuyoruz. Aktörler değişiyor. Teknoloji değişiyor. İttifaklar değişiyor. Ama coğrafyanın stratejik hafızası kolay kolay değişmiyor.
Hürmüz’de yaşanan gelişmeler, Yavuz Sultan Selim’in devlet adamlığını yeniden düşünmeye değer kılıyor. Yavuz, Anadolu’nun güvenliğini yalnızca Anadolu’nun sınırları içinde düşünmedi. Doğudaki Safevî gücünü takip etti. Güneyindeki Memlük coğrafyasını okudu. Mısır’ın, Kızıldeniz’in ve Hint Okyanusu’na uzanan ticaret ve güç mücadelesinin önemini gördü."
Türkiye'nin Stratejik Konumu ve Devlet Aklı
Yazısının son bölümünde Türkiye’nin geniş coğrafi sorumluluklarına ve Türk dış politikasının dayanması gereken temel ilkelere dikkat çeken Bağış, değerlendirmelerini şu ifadelerle tamamladı:
"Bugün Türkiye de haritaya geniş bir perspektiften bakmak zorunda. Elbette Türkiye Cumhuriyeti 16. yüzyılın Osmanlı Devleti değildir. 21. yüzyılın uluslararası sistemi de Yavuz’un dünyasından tamamen farklıdır. Tarih birebir tekerrür etmez. Ama coğrafya, devletlere bazı kalıcı sorumluluklar yükler. Türkiye’nin güvenliği ve refahı yalnızca kendi sınırları içerisinde yaşananlardan ibaret değildir. Karadeniz’de yaşananlar Türkiye’yi etkiliyor. Kafkasya’da yaşananlar Türkiye’yi etkiliyor. Doğu Akdeniz’de yaşananlar Türkiye’yi etkiliyor. Basra Körfezi’nde ve Hürmüz’de yaşananlar da Türkiye’yi etkiliyor. Çünkü Türkiye dün olduğu gibi bugün de Doğu ile Batı’nın, Kuzey ile Güney’in kesiştiği stratejik bir coğrafyada bulunuyor. Bu coğrafya bazen büyük riskler doğurur; fakat aynı zamanda Türkiye’ye çok önemli stratejik imkânlar sunar.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin izlediği dış politika da güvenlikten enerjiye, ticaret yollarından diplomasiye kadar giderek genişleyen bu stratejik coğrafyanın gerçeklerini dikkate almak durumundadır. Yavuz Sultan Selim’in hayatından bugüne taşınabilecek ders de tam burada ortaya çıkıyor: Dünyaya yalnızca bugünün krizleri üzerinden bakmamak… Tehditleri kapımıza geldikten sonra değil, henüz uzaktayken okuyabilmek… Ve bunu yaparken yalnızca askerî güce değil; bilgiye, diplomasiye, ekonomiye ve devlet aklına dayanmak. Büyük devletler, olası krizleri kapılarına gelmeden görürler. Vefatının 506. yılında Yavuz Sultan Selim Han’ı rahmetle yâd ederken onun hayatından çıkarabileceğimiz belki de en güncel ders budur: Tarihi doğru okumak, geçmişi anlamak kadar, geleceği daha erken görebilmektir."