Ana Sayfa

Erdoğan BM Genel Kurulu’nda konuştu: KKTC'yi tanımaya davet etti

Giriş: Güncelleme: Okuma: ~12 dk Editör: Beren Alpuğan
Paylaş
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 81. BM Genel Kurulu'nda dünyaya hitap etti. Erdoğan, ülkeleri KKTC'yi tanımaya davet etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Salonu'nda düzenlenen 81. Genel Kurul görüşmelerinde katılımcılara hitap etti.

Konuşmasına BM'nin 81'inci Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Erdoğan, Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Annalena Baerbock'a teşekkür etti ve başkanlık görevini devralan Khalilur Rahman'a başarılar diledi. Erdoğan, yaklaşık 10 yıldır BM Genel Sekreterliği görevini sürdüren Antonio Guterres'e de çalışmaları dolayısıyla teşekkürlerini iletti.

Erdoğan'dan Filistin ve Mahmud Abbas mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda Filistin Devleti'nin Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste iki yıldır salonda bulunamamasına ilişkin üzüntüsünü dile getirdi.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti'nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık, vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki, Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, bugün bir kez daha Filistin Devleti'ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

26 Haziran 1945'te Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: 'Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunamaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.' demişlerdi. Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti ama insanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor."

Erdoğan, yalnızca son bir yıldaki gelişmelerin dahi mevcut tabloyu ortaya koymaya yeterli olduğunu belirterek, geride kalan 12 ayın 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçtiğini söyledi.

Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a kadar farklı bölgelerde 250 bin kişinin hayatını kaybettiğini belirten Erdoğan, çok daha fazla insanın tarifsiz acılar yaşadığını ve yüz binlerce kişinin doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Erdoğan, "Yalnızca Gazze'de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor." diye konuştu.

İsrail'in saldırılarında ellerini ve ayaklarını kaybeden çocukların tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye ve yaşamlarını sürdürmeye çalıştığını belirten Erdoğan, Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlasının hizmet veremediğini söyledi.

"Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır"

Erdoğan, Gazze'deki duruma ilişkin değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

“Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım; Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan (Donald) Trump'ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500'ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde İsrail Hükümeti, işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor.”

Kudüs'te Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekanlara erişiminin engellendiğini ifade eden Erdoğan, UNRWA'nın da ortadan kaldırılmak istendiğini belirtti.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.

Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur; bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin'de, Lübnan'da, Sudan'da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar, derin bir hayal kırıklığı içindedir."

Uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesis edilmesinin önemine dikkat çeken Erdoğan, herkesin gelecekte kendisini bir kriz veya çatışma bölgesinde bulabileceğini belirtti ve bu nedenle uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden oluşturulmasına odaklanan Genel Kurul temasını isabetli bulduğunu söyledi.

"Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir"

BM Genel Sekreteri'nin BM80 Girişimi kapsamında yürüttüğü çalışmaları desteklediklerini belirten Erdoğan, reform iradesinin gelecek Genel Sekreter döneminde de devam etmesini beklediklerini ifade etti.

Birleşmiş Milletler'e duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi için atılması gereken adımların belli olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Gazze'de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil; özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler'e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.”

"Mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz"

Teknolojik gelişmelere ayak uydurmanın yanı sıra daha adil bir düzen kurmanın da önemli bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Erdoğan, uluslararası hukukun güçlü ve zayıf ülkelere farklı uygulanmasına dayanan anlayışın değiştirilmesi gerektiğini belirtti.

Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum: Evvela uluslararası hukukun, güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kar kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur. İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada, yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak, bu ilkeyle hareket ettiğimiz, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık; hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak, işbirliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir. Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz, bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar, eninde sonunda huzur ve istikrarda da birleşecektir. Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak, teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno-kutuplaşma ve dijital-hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.”

"Filistin Devleti'nin vücut bulacağı günleri göreceğiz"

Türkiye'nin daha adil ve insani bir uluslararası sistem için çalışmalar yürüttüğünü belirten Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurulan Savunma İttifakı'nın bölgesel sorunlara bölge içerisinden çözüm üretmeyi amaçladığını söyledi.

Erdoğan, Körfez'deki çatışmaların sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle temasların sürdüğünü belirterek, çatışmaların çevre bölgelere yayılmasının kimseye fayda sağlamayacağını vurguladı.

Gazze'nin yeniden inşasına bir an önce başlanması gerektiğini ifade eden Erdoğan, uluslararası topluma İsrail üzerindeki baskının artırılması çağrısında bulundu.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz Savunma İttifakı hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyor. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum. Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum. Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.”

"Kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz"

Suriye'nin 14 yıllık zulmün ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir sürece girdiğini belirten Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın liderliğinde ülkenin güvenli ve huzurlu bir ülke olma hedefi doğrultusunda ilerlediğini söyledi.

Erdoğan, "Cumhurbaşkanı (Ahmed) Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz." dedi.

Irak'taki gelişmelere de değinen Erdoğan, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın pekiştirilmesine yönelik çalışmalara destek verdiklerini ifade etti. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere ulaştırma ve enerji alanlarındaki stratejik projelerde Irak'la işbirliği yaptıklarını belirtti.

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesini arzu ettiklerini dile getiren Erdoğan, Karadeniz'de seyrüsefer güvenliğinin yeniden tesis edilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın daha geniş bir bölgeye yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temasların sürdüğünü söyledi.

Erdoğan, "Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum." dedi.

"Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı izolasyon son bulmalı"

Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğini belirten Erdoğan, Ege ve Doğu Akdeniz'deki meselelerin iyi komşuluk ilişkileri ve uluslararası hukuk temelinde çözülmesini istediklerini ifade etti.

Doğu Akdeniz Konferansı önerisinin ortak bir zemin oluşturulmasına katkı sağlayacağını belirten Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum."

Türkiye'nin savunma sanayisi ve ekonomisiyle çatışmaların ortasında istikrarını koruduğunu belirten Erdoğan, ülkenin Avrupa'nın güvenliği ve refahında önemli roller üstlendiğini söyledi.

Erdoğan, temmuz ayında düzenlenen NATO Ankara Zirvesi'nin ortak güvenliğe ilişkin kararlılığın göstergesi olduğunu belirterek Türkiye'nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü ve güvenli olamayacağını ifade etti.

AB ile ilişkilerin de bu stratejik vizyon doğrultusunda şekillendirildiğini belirten Erdoğan, Balkanlar'daki işbirliğine ve Güney Kafkasya'daki gelişmelere de değindi. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın sağlanmasını temenni ettiğini belirten Erdoğan, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan'ın ortaya koyduğu çözüm iradesini desteklediklerini söyledi.

"Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimiz"

Türk Devletleri Teşkilatının giderek güçlenen bir bölgesel işbirliği modeli haline geldiğini belirten Erdoğan, 30 Ekim'de Ankara'da yapılacak 13'üncü Liderler Zirvesi'nin yeni işbirliği imkanları oluşturacağını söyledi.

Aralık ayında Libya'da düzenlenecek 4'üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'nin de Türkiye'nin Afrika ile 20 yılı aşkın süredir geliştirdiği kurumsal ortaklığın göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.

Erdoğan, konuşmasında Güney Asya'daki Keşmir meselesine, Afrika'daki gerilimlere, Sudan ve Somali'deki gelişmelere de değindi.

Şu ifadeleri kullandı:

“Güney Asya'da Keşmir meselesi dahil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler Şartı ve kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimi'mizle, Asya-Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.”

"Sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum"

İklim değişikliğinin dünyayı ciddi tehditlerle karşı karşıya bıraktığını belirten Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin ve Pasifik bölgesinin iklim krizini ağır şekilde yaşadığını, ancak ihtiyaç duydukları finansmana erişimde sorunlarla karşılaştıklarını söyledi.

Türkiye'nin kasım ayında Antalya'da COP31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacağını hatırlatan Erdoğan, iklim adaletinin zirvenin temel başlıklarından biri olacağını belirtti.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir 'Uygulama COP'u, özellikle COP31'i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik haline getirecektir. Bu fırsattan istifadeyle sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum.

Eşim Emine Erdoğan'ın 2017'de 'Dünya ortak evimizdir' diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum."

"İsrafın önlenmesine katkı yapmaya hazırız"

Erdoğan, iklim değişikliği kadar önemli bir başka tehdidin de tüketim hırsı ve israf kültürünün yaygınlaşması olduğunu söyledi.

Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğin çöpe gittiğini ve 2 milyar tonun üzerinde gıdanın israf edildiğini belirten Erdoğan, küresel gıda güvenliği konusunda da değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Dr. Mehmet Mehdi Eker'i Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.”

Dünyadaki değişimle birlikte yeni sosyal tehditlerin de ortaya çıktığını belirten Erdoğan, Batı'da yayıldığını söylediği İslam düşmanlığını bu tehditlerin başında gösterdi.

Müslüman kadınlar ve kız çocuklarının son yıllarda daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığını ifade eden Erdoğan, "Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz." diye konuştu.

Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin de mücadele edilmesi gereken akımlar olduğunu belirten Erdoğan, sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyonun toplumsal barış açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.

Yapay zekaya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, "Yapay zeka için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir." dedi.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zeka Sözleşmesi'nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için çalışmaların hızlandırılması gerektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum."

"Haksızlık karşısında susmayız"

Konuşmasının sonunda merhum şair Sezai Karakoç'un dizelerine yer veren Erdoğan, ardından mazlumların, mağdurların ve kimsesizlerin hakkını savunmaya devam edeceğini belirtti.

Erdoğan, Sezai Karakoç'un "Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar." şiirini seslendirdi.

Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabb'im ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.

Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir, ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz, karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabb'im yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum."

Beren Alpuğan
Editör: Beren Alpuğan