Avrasya'da yeni jeopolitik denklem: Türk birliği güçlenirken Rusya roller arıyor
XXI. yüzyılın üçüncü on yılında "Turan" kavramı, Balkanlar'dan Altaylar'a uzanan romantik bir siyasi tasavvurdan çıkarak Avrasya’nın merkezinde somut bir jeopolitik ve jeoekolojik gerçekliğe dönüştü. Gazeteci-yazar Ömür Çelikdönmez'in kaleme aldığı analiz, Türk dünyasının artan stratejik ağırlığını ve bu yükseliş karşısında Moskova’da başlayan kapsamlı jeopolitik tartışmaları gözler önüne seriyor.
Sınırları değil, bağlantıları güçlendiren yeni turan anlayışı
Günümüz Avrasya jeopolitiğinde Turan; devlet sınırlarını değiştirmeyi hedefleyen ya da tek merkezden yönetilen klasik bir imparatorluk projesi olarak görülmüyor. Aksine Anadolu, Güney Kafkasya, Hazar havzası, Türkistan ve Rusya Federasyonu içindeki Türk halklarını kapsayan geniş bir etkileşim alanı sunuyor. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) öncülüğünde kurumsallaşan bu birlik; ulaştırma, enerji, savunma sanayii, teknoloji ve dijital altyapı ağlarıyla somut bir stratejik güce evriliyor.
Avrasya'nun kavşağı: Orta koridor ve jeoekonomik omurga
Türk coğrafyasının stratejik değerini sadece yüzölçümü veya nüfusu değil, sahip olduğu kritik konum belirliyor. Çin’i Avrupa’ya, Rusya’yı ise Güney Asya ve Orta Doğu’ya bağlayan güzergâhların üzerinde yer alan bu coğrafya, "Orta Koridor" ile küresel ticaretin merkezine oturuyor. Hazar geçişli ulaşım hatları, enerji boru hatları ve fiber-optik ağlar; Türk dünyasını Asya ile Avrupa arasındaki veri, enerji ve lojistik akışının ana aktörü haline getiriyor.
Moskova'da TDT tartışması: "Rusya dışarıda kalmamalı"
Türk dünyasının yükselişi ve TDT’nin kurumsallaşması, Rus stratejik düşüncesinde de derin akisler buluyor. Rus uzmanlar arasında Türk entegrasyonuna dair farklı yaklaşımlar öne çıkıyor:
Aleksandr Knyazev: Rusya’nın TDT’ye katılımını tartışmaya açan Knyazev, Moskova'nın gözlemci statüsüyle teşkilatta yer alabileceğini savunuyor. Bu adımın Avrasya’daki rekabeti sınırlayacağını belirten uzman; TDT, Avrasya Ekonomik Birliği ve ilerleyen aşamalarda Çin’in de dahil olacağı çok merkezli bir Avrasya entegrasyonu öneriyor.
Sergey Markedonov: Türk entegrasyonunun Ankara’nın tek başına yönettiği homojen bir blok olmadığını, Orta Asya devletlerinin bağımsız aktörler olduğunu vurgulayan Markedonov, TDT’yi Rusya açısından göz ardı edilemeyecek yeni bir gerçeklik olarak görüyor ve temasların artırılmasını savunuyor.
Şamil Yenikeyeff: Rusya-Orta Asya ilişkilerinin sadece geçmişin mirasına dayandırılamayacağını vurgulayan Yenikeyeff, "Büyük Avrasya" vizyonu çerçevesinde ticaret, enerji, ulaştırma ve su kaynakları üzerinden yeni kurumsal mekanizmaların inşa edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Aleksandr Dugin: Klasik Avrasyacı Pyotr Savitski'nin izinden giden Dugin, Rus kimliğinin oluşumunda Slav ve Türk unsurlarının tarihsel sentezine dikkat çekiyor. Turan’ı eski bir medeniyet alanı olarak gören bu yaklaşım, Rusya ile Turan arasında aşılmaz bir medeniyet duvarı olmadığını kabul ediyor.
XXI. Yüzyılın stratejik hedefi: Dilde, fikirde ve işte birlik
Modern Turan fikri, büyük güçlerin rekabet sahasında çatışma yaratmak yerine, bağımsız Türk devletlerinin egemen eşitliği ve uluslararası hukuk temelinde dayanışmasını esas alıyor. 21. yüzyılda Türk dünyasının önündeki temel mesele, haritada sınırları değiştirmek değil; enerjide, lojistikte, siber güvenlikte ve teknolojide kalıcı iş birliği ağları kurmak olarak öne çıkıyor. Batı’nın kışkırttığı yapay çatışma alanlarına düşmeyen Türk dünyası, Avrasya’nın geleceğinde edilgen bir unsur değil, birleştirici ve kurucu bir irade olarak konumlanıyor.