Haber365 yazarı Ozan İNCESARAÇ'ın kaleminden...
Genellemelerden nefret ederim. Saygısızca bulurum.
Beşeri ilişkilerin temelinde saygı baremi yatar halbuki, bir insanı ötekileştirmek-başkalaştırmak-sınıflandırmak ve hele ki yaftalamak öncelikle kişiye değer vermemektir.
Kadın haklarına da inanmam. Bir toplumda mikro anlamda kadın hakkı, eşcinsel hakkı, çocuk hakkı, X hakkı - Y hakkı tartışmaları yürütülüyorsa; o mecrada makro anlamda insan haklarının varlığını sorgulamak gerekir.
Bir fikre destek çıkmak kadar, karşıt cephede durmak ve aksi yönde görüş beyan etmek de haktır. Söylem hakkı deyip kapsamı daraltmayalım, eni konu insan hakları ile alakadar bir durum bu!
Birileri bir kuyuya taş attı ve kuyularla dolu fikir atlasımızda şimdi kadınların kıyaslanmasına döndü iş. Ne kadar saygısızca. Kadını başındaki örtü, ayağındaki eteği ile ölçen maskülen hegamonyaya, bakıyorum da hiçbir sivil toplum hareketi özellikle de kadınlara yönelik faaliyet yürüten kuruluşlardan ses çıkmıyor.
Türbanlı kadın modernleşmiş. Neymiş modernite verileri? AVM’lerde, gösterişli mağazalarda, lüks restoranlarda boy göstererek aktif toplum yaşantısına katılıyormuş.
Bekarlığa veda partileri düzenliyorlarmış aralarında. Son moda iç çamaşırları, makyaj ürünleri satan yerler türbanlıların akınına uğramış.
Yani türbanlının modernleşme kriteri bu!
Peki…
Biraz hayıflanma sezinliyorum ben bu görüşte, ‘Yav biz bunları eve kapadıydık, ne vakit dışarı çıkmışlar’ minvalinden.. Kadının ‘kadınlık’ vasfını evde hizmetçi, yatakta köle, toplumda ikinci sınıf birey olarak gören bir zihniyetin dışa vurumu. Üstelik bunu yine kadının en hassas noktası olan –sapıtmayın- dişiliği üzerinden vurgulayanlar var! Makyaj yapıp modernleşmiş. Bunu söyleyen ‘dangalağa’ hatırlatmak gerekir ki eski Sümerler’de, Mısır’da, aklınıza gelecek neredeyse tüm kadim medeniyetlerde kadınlar bir biçimde ‘süsleniyorlardı’. Demek ki bu varsayım yanlış hatta saçma.
Tarih öncesi dönemden itibaren internetin icadına –Bilgi çağı- geleneklerle desteklenen ataerkil sistemler, ekonomilerden sonra kültürlerin de globalleşmesiyle önü alınamaz bir değişime uğruyor.
Bugün Arap toplumları ayaklanıyor, Çin’de demokrasi yanlıları polisten fırsat buldukça meydanlara iniyor, Küba’nın komünizmi üzerinde Che portresinin basılı olduğu hediyelik eşyalarla sınırlı kaldı, bugün Türkiye gibi multi-baskıcı bir sistemin hüküm sürdüğü ülkede dahi Türkçe ve Kürtçe özgürlük sesleri yükseliyor.
Türbanlı kadın modernleşmedi. Türbanlı kadın yaşamayı öğrendi. Üzerine kapanan kapıları eğitim yolu ile açabileceğini gören ve hemen hepsi üniversite okumuş bu kadınlar kendilerine sunulan zeminlerin ötesinde de arenalar bulunduğunu görüp, yürüyüş parkurunu genişletti.
İslami doktrinin kadınların bekarlığa veda partisine, ‘Sümme haşa günahtır’ yaftasıyla bakmadığını bolca şerbet tüketilen kına gecelerinden bilen türbanlı için kutsal değerlerin zedelenmediği ‘kızsal toplantı’ segmentindeki ‘Bekarlığa veda partisi’ bir sıkıntı yaratmayacaktı. Sadece ismi değişti!
Laisizmin yıllarca sınırlar dışına ittiği muhafazarlar sanıldığının tamamen aksine bu süreci okuyarak, düşünerek ve ölçüp biçerek geçirdiler. Zannetmeyin ki yalnızca İslami yaşayışın sıkı kuralları vardır, Katolikler veya konservatif Museviler ile bir konuşun, görün ne derece sistematik yaşadıklarını.. Din bir inanç ve disiplin birliğidir. Birinin günah dediğine, öteki ‘Aman canım takılın kafanıza göre’ diyerek yan çizmez! Ama Türkiye gibi inanca yaklaşımı karaktersizleştirilmiş bir ülkede, ki bize dayatılan laisizmi mucidi Fransızlar bile terk etmiştir- konu İslam olunca hakaret etmek serbesttir birilerine göre.
Zaten zurnanın zırt dediği nokta da bu!
Bugün türbanlı AVM’de gezinip vitrinlere bakarken, açık kadının yegane derdi ‘Ya beni de kaparlarsa’ halüsünasyonu oluyor.
Bugün türbanlı kadın, sokağın diğer kaldırımında yürümeye cesaret ederken; açık kadın basacağı taşları kontrol ederek atıyor adımını.
Bugün muhafazarlığı simgeleyen türbanlı kadın yarını düşünürken, seküler modernitenin kartviziti olan açık kadın için inanca yönelik herşey bir korku filminden fırlamış kareler gibi.
Bugün aslında türbanlı kadın modernleşmiyor. Muhafazakarlık, paçalarını sıyırarak denize ayaklarını sokuyor. Biliyor ki o suda yepyeni bir ufkun ilk adımları atılacak.
Bugün kendi içine kapanan, basmakalıplaşan, söylem gücü-yöntemi ve biçemi çoktan 1. Cumhuriyet –sembolik anlamda- kalmış olan ‘modernler’ git gide yaşadığı topluma ve özellikle de kendisine yabancılaşıyor. Çünkü bilinçli olarak ezberlerle donatılıp, her türlü ahlaki değerden ve inanç unsurlarından arındırıldılar. Bugün laiklerin ruhu çırılçıplaktır, sadece devrim kabilinden birer fötr var başlarında. Bu yüzden toplumun bir kesimi giderek anlamsal hayata, diğeri ise manevi çöküşe kürek çekiyor!
Garpa gitmek isterken, şarkın da yönünü unutan laik kesim negatif bir yöne doğru devrildi.
Sokağın karşı yakasındaki evlerin ışıltısı, saplantılı Kemalistler’i titretiyor. Biliyorlar ki artık darbelerin dönemi geçti, bir diğer umutları olan CHP ise yürüyen merdivene ters yönden binen bir Genel Başkan’ın idaresinde.
Muhafazakarlar modernleşerek üzerlerindeki ‘tutuculuk’ etiketini yırtıyor ve yepyeni bir diyalektiğin ilk satırlarını düşüyorlar yaşam sayfasına..
‘Modernler’ ise ellerinde kalem ama hala bağırarak, nedensiz ve temelsizce karşı çıkarak, yitirdikleri seslerine hayıflanarak yerlerinde sayıyorlar.
Hepsi bundan ibaret aslında.
NOT : ‘Türbanlı’ ve ‘Açık kadın’ tanımları sembolik birer metafor olarak kullanılmıştır. Peşinen belirteyim de, kimse kafasından element uydurmasın sonra!