Haber365 Ana Sayfa » Magazin » Tarık Tarcan İstanbul'a Döndü

Tarık Tarcan İstanbul'a Döndü

Tarık Tarcan İstanbul'a Döndü
16.10.2011 Pazar 18:01
Bu Habere 0 Yorum Yapıldı
Bu Haber 2364 Defa Okunmuştur
52 yaşında, Kanal D'nin yeni dizisi 'Yıllar Sonra'da oynamasını teklif eden Türker İnanoğlu'nu kırmayıp; mutlu-mesut yaşadığı Bozburun'dan yıllar sonra, kaçtığı İstanbul'a döndü.
Tarık Tarcan şöhretinin ve yakışıklılığının zirvesindeyken her şeyi bırakıp güneye yerleştiğinde 32 yaşındaydı. 52 yaşında, Kanal D’nin yeni dizisi ‘Yıllar Sonra’da oynamasını teklif eden Türker İnanoğlu’nu kırmayıp; mutlu-mesut yaşadığı Bozburun’dan yıllar sonra, kaçtığı İstanbul’a döndü.

Kendi deyimiyle ‘Şöhret gömleğini’ atıp gitmişti buralardan. Neler yapmıştı, neler yaşamıştı, herkes gibi ben de merak ediyordum. Büyük bir içtenlikle anlattı...

Çok ünlü ve çok yakışıklı bir sinema oyuncusuyken sinemayı bir kenara bırakıp sunuculuğa ağırlık vermiştiniz...

Bunları ben yapmıyorum. Vakko’nun mankeniyken, reklam filmleri çektim. Beni yetenekli buldular, reklam filmi de çeken Yavuz Turgul’a ilk filmim olan ‘Fahriye Abla’ için beni önerdiler. Halit Kıvanç, “Bu çocuğun ses tonu iyi” diye beni Çarkıfelek’e sunucu olarak önerdi ve kabul edildim. Yani istekleriniz olmayabilir, şartlar, yetenekleriniz sizi bir yere getiriyor.

Sinemayı, sunuculuğu, İstanbul’u çabuk bıraktınız...

Ben bırakmadım, sistemin dışına çıkarttım kendimi. 21 sene başka bir hayat yaşadım. Çünkü bir arınma dönemi geçirmem gerekiyordu.

Neden?

Çünkü ben bu sisteme çok uygun bir adam değildim. Aktör olayım, şöhretli olayım, çok zengin olayım, herkes kapımda yatsın gibi hırslarım, dürtülerim hiç olmadı. Ben herkes gibi bir insanım. İşimin farkı daha çok insana ulaşır olması, farklı kişilikler canlandırdığım için onların hayalindeki kişiliklerle örtüşmesi ve bu nedenle sevenimin daha çok olmasıydı. Yapamadım. İstanbul hayatı çok zor geliyordu bana. Gece hayatım yok, içki içmem, şaşaa içinde yaşamayı seven biri değilim. Aldım şapkamı Antalya’ya gidip yerleştim.

Sizi esas küstüren neydi?

Var birkaç sebebi. Mesela televizyon programından bir vergi cezası yedim. Televizyonda program yapanlardan Uğur Dündar, Ali Kırca, Mehmet Ali Birand, Fatih Altaylı da ceza yedi ama bana ödettiler. Küstüm ondan gittim.

Nasıl oldu?

Dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay, “Onlar sanatçıdır” dedi, cezaları düştü. Sinema sanatçısı Tarık Tarcan için “Sanatçı değildir” dedi, o zaman 60 bin dolar karşılığı sanırım 12 bin liraydı, ödedim. Bu çok ağırıma gitmişti. Hatta bu haksızlığı kınayan bir pankart yazıp, Boğaz Köprüsü’ne çıktım. Direklere asacaktım, haber olacaktı, ben de sesimi duyuracaktım. 5 kere gittim geldim yapamadım. O kadar ağırıma gitti ki ülkeyi terk edip Amerika’ya bile gitmeyi düşündüm.

Buradaki şöhretli yaşamdan sonra Antalya’daki hayat nasıl oldu?

Ben basit ve sade yaşamayı prensip edindiğim için küçük yerlerde yaşamak daha hoşuma gidiyor. Ruhum öyle; tabiatı, hayatı seviyorum. Kayıbeyi-Osmanlı’yım, aslen Bursalı’yım, ailem orada. Güzel büyütüldüm, her hafta sonunu pikniklerde, dağlarda, ormanların içinde geçirdim. Hep köpeğim oldu, bahçemizde tavuklarımız vardı, bahçelerden tarlalardan domates topladım. Apartman çocuğu olarak büyümediğim için apartmanlaşan bir dünyaya uyum sağlayamadım. En lüks daireyi verseler oturmak istemem, bahçeli olsun da gecekondu olsun.

Neden Antalya, orası da şehir?


Ama orada Kaleiçi’nde oturdum. Çünkü portakal bahçeleri içinde müstakil evler vardı orada. Birkaç şart yanyana geldi, Antalya oldu. Gidip geldim arada bir iki dizide oynadım ama Antalya uğruna hep kaçtım buradan.

Herkesin emeklilik hayalini siz çok genç hayata geçirdiniz. Kaç yaşındaydınız?

32 yaşındaydım ama buradaki sistemin içinde yapamadım.

Hep buradaki sistemin içinde yapamadım diyorsunuz; nasıl buradaki sistem?

Gerçek dostlar yok, herkes yalancı, kadınlar seni mi, şöhretini mi seviyor ayırt edemiyorsun. Sen sen olmuyorsun. Ben de şöhret gömleğini atıp kaçtım. Hayat çok kısa, bir daha yok. Hayatı ertelemeden nasıl mutlu yaşıyorsan öyle yaşamalısın. Teoman’ı kimse anlamıyor; ben anlıyorum. Onun 44 yaşında yaptığını ben 32 yaşında yaptım. Teoman müziği bırakmaz o bir müzik adamı; şöhreti bırakmak, arınmak istedi.

Nasıl geçiniyorsunuz?

Antalya’ya ilk gittiğimde bir birikimim vardı, restoran açtım, 5 yıl işlettim. Antalya çok büyüdü, Kadıköy kadar oldu; 5 sene önce Marmaris-Bozburun’a yerleştim. Oralarda geçinmek için çok para gerekmiyor. İstanbul’da Zincirlikuyu’da notere kiraladığım bir yerim var; 10 yıldır oradan aldığım 3 bin lira kira ile geçiniyorum. Oralarda bin liraya da yaşarsın. Emekli oldum, emekli maaşımı da anneme verdim. Yaşlılığım için birikimim var, en büyük isteğim kimseye muhtaç olmamak. Bu yaşa kadar kimseden borç almadım; alsam ölürüm. O yüzden hep ayağımı yorganıma göre uzatırım. Bir iki evim var, çok lüks değiller ama arabam var, teknem var, sağlığım var.

“2- 3 çocuk yapmak isterim”

Alacaklarınız da varmış?


Yıllar önce Star’a ‘En Büyük Yarışma Bu Yarışma’ diye çok güzel bir yarışma yaptık. Fiyat konuşmadım; onlar belirledi. Hiçbir işimde parayı konuşmadım. Ne yazık ki 100 bin dolara yakın paramı alamadım. Hakan Uzan’la ortak olan Erol Köse’ye paramı istemeye bir kere gittim, vermedi; bir kere daha gittim kapıya bile çıkmadı. Ben de “Allaha havale ediyorum, haram olsun” dedim. Benden sonra aynı işi, Neco yaptı ki bana göre ayıp; etik değildi. O da alamadı parasını. 60 tane film çektim yarısını alamadım. Çok para kaybettim.

Bozburun çok küçük bir yer; orada nasıl bir yaşamınız var?


Tam bir arınma yeri. Teknemle denize gidiyorum. Balık tutmam, çünkü hayvan öldürmem, kurban kesmem parasını dağıtırım. Et beslenmek için gerekli ama ayda 1 kere yerim, ota meraklıyım. Arkadaşlarım var, köy kahvesine giderim otururum. Gece yelkenliler gelir, limanda onları seyrederim. Köylere giderim, dağlara çıkarım, sıkıldığım zaman Antalya’ya, Bodrum’a, Bursa’ya giderim.

Çok yakışıklıydınız, kadınlar size bayılıyordu; ama hiç evlenmediniz; niye?

Kadın dergileri beni kaç sene en seksi erkek seçti, aynaya bakıyorum, nasıl seçtiler diye şaşırıyorum. Neyse, bu işin içinde evlenmek zordu. Düşünün her gün sete gideceğim, rol icabı sarılacağım, sevişeceğim, öpüşeceğim sonra eve gideceğim, hanımım, ailesi onu seyredecek. Aylarca Adana’da film çekeceksin, eve gidemeyeceksin.

Ama hep film çevirmediniz; evliliğe karşı bir düşünceniz mi var?

Birkaç kere evliliğin ucundan döndüm, olmadı. Evliliğe kapalı değilim, kısmet olmadı. Evlenmeyi düşündüğüm insanlara istemeden de olsa yanlışlar yaptım. Şimdi daha olgunlaştım. Şimdi yapacağımız evlilik değil hayat arkadaşlığı olacak.

Var mı böyle bir durum?

Hayat yalnız tüketilmez. Hayat arkadaşımı bulursam evlenebilirim. Buna kapalı değilim. Kısmet, kader diyoruz ya. Marmaris çevresinde bir kızı çok beğendim. Flört etmiyoruz ama birbirimizi beğeniyoruz. Evlenme teklif ettim; “Gel 3 çocuk yapalım” dedim. Eli ayağı titremeye başladı, “Tarık Bey ben sizi çok beğeniyorum, sizi gördüğüm zaman elim ayağıma dolanıyor. Ama ben sizi taşıyamam” dedi. Kabul etse evlenecektim.

Çocuk yapmak istiyorsunuz o halde?


Tabii. Aile olmak gerekir. Evleneceğim kadının çocuk doğurma özelliği varsa 2-3 çocuk yapmak isterim. Bunun için evleneceğim kişinin 30- 35 yaşlarında olması gerekir.

Evlenmedim, çocuğum olmadı, neler kaçırdım diyor musunuz?

Tabii. Geçmişimde çok özel kız arkadaşlarım oldu. Onları kaçırdığım için çok üzülüyorum. İlişkilerin çok kolay olduğu bir hayatta yaşadım. Tek eşliliğe inanırım ama aldattıklarım oldu. Bunlar ilişkiyi kirletti. Ya da aldatmadığım halde aldattığımı zannettiler. Çünkü sanatçıyı taşımak bir kadın için zordur.

Çapkın mıydınız?

Müjdat Gezen’e ‘Çapkın mısın?’ diye sormuşlar, “Değilim ama çapkın kadınlara hayır diyemiyorum” demiş... Ben de bir anlamda öyle diyorum. Hayır diyemediklerim oldu.

Anlatsanıza, nasıl aşklar yaşadınız?

Rusya’da, Cengiz Aytmatov’un eserinden sinemaya uyarlanan çok güzel bir filmde oynamıştım. O filmde çok güzel bir oyuncu vardı; Rus sinemasının Hülya Avşar’ı gibiydi. Onunla çok güzel bir aşk yaşadım. Leningrad’lıydı; şimdiki St. Petersburg. Birlikte Leningrad’a gittik, ama sonra olmadı. Yıllar sonra öğrendim, St. Petersburg belediye başkanının karısı olmuş. Paris’te mankenlik yaptım, bir kıza aşık oldum, orada bir yıl kaldım. 1996’da Türkiye’de Defne Samyeli ile birlikte Avrupa Güzellik Yarışması’nı sunarken İspanyol güzeline çok aşık oldum, bir sene de onunla İspanya’da yaşadım. Ona da “Gel evlenelim, 5 çocuk yapalım” dedim. “Ben Türkiye’de yaşayamam, İspanya güzeli oldum, hayallerim var, beni oralara götürme” dedi. Ben 36, o 24 yaşındaydı, haklı gördüm, topladım eşyalarımı Türkiye’ye döndüm.

Sizi İstanbul’a ‘Yıllar Sonra’ dizisi döndürdü; nasıl oldu?


Bazı teklifler geliyordu ama kabul etmiyordum. Türker (İnanoğlu) Bey’le çok film yapmıştım. “Gel” deyince geldim; duayendir, onun kuracağı sistemde yalnışlık olmaz dedim. Aydan Şener de çok eski arkadaşım. Benden küçüktür ama beraber Bursa’dan çıktık İstanbul’a geldik. O Türkiye güzeli olup Başak Gürsoy Ajans’a gelince babası beni çağırmış, “Oğlum senin kardeşin bu; aynı şehirlisiniz, sen artık ona gözkulak olursun” demişti.

Gözkulak oldunuz mu?

Bir dönem, İstanbul’u tanıyıncaya kadar oldum. İstanbul’u tanıyınca kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendi. Özel bir kızdır.

Rol için 10 kilo vermişsiniz?

Bir ara body’den de çok irileşmiştim. Rahat da yaşıyordum. Kilo aldım. Türker İnanoğlu dizi için kilo vermemi şart koştu. Her gün telefonla arıyordu; koşuyor musun, yüzüyor musun diye. Onun çok faydası oldu. 45 gün her gece 5 kilometre koştum. Her sabah bir saat yüzdüm. Yemekleri kıstım, 9 kiloya yakın verdim. Aslında spor doktoruyum, fizyoterapistim.

Yaptınız mı mesleğinizi?

Mezun olduktan sonra dönem dönem yaptım. O dönemde para kazanmak için sosyete masörlüğü yaptım. Ayrıca sporcuyum; yıllarca basketbol oynadım.

Bir CEO’yu canlandırıyorsunuz; nasıl bir CEO oldunuz?


Avrupalarda okumuş, bir Amerikan şirketinde CEO olan bir adamı canlandırıyorum. Gazetelerdeki CEO haberlerini ve fotoğraflarını kestim. Giyim tarzları, duruşları nedir inceledim. Mankenlikten geldiğim için zaten şık bir adam olmayı kolay becerebilen biriyim. Saçlarımı ona göre kestim; saatimi, yüzüğümü ona göre aldım. Birkaç abiye saatim vardı onları getirdim; kol düğmeli gömlekler seçtim. Kostümlerin yarısı kendi gardrobumdan.

Şık bir gardrobunuz mu var?

Sinema ve mankenlikten kalma hiç giymediğim takım elbiselerim var. Bize hediye ederlerdi, beğendiklerimi gardrobumda muhafaza ediyordum. Son zamanlarda zor giriyordum içine, şimdi kilo verince rahat giriyorum. Kostüm bölümümüz de sponsorlardan kıyafet ediniyor.

Rol için özel birini örnek aldınız mı?

Biraz Kemal Derviş vari; o da bir dünya CEO’su. Bu yüzden tenis raketlerimi de getirdim, arada bir tenis oynatırız diye. Golf ve tenis oynar, yelken yaparlar. Coco Cola’nın CEO’su Muhtar Kent de var. Bizim içimizden çıkan CEO’lar.

Dizi bitince Bozburun’a dönecek misiniz?

Tabii; haziranda bitecek hemen Bozburun’a.

İstediğim hayatı yaşadım diyor musunuz?

Çok güzel bir hayat yaşadım. Dünyaya bir daha gelsem spor adamı olmak isterim.

Sanatçı olmak istemez miydiniz?

Olacaksam müzisyen olmak isterdim, iyi piyano çalarım. Ayşegül Aldinç’le düetimiz var. ‘Şimdi İkimiz’ diye bir şarkıyı seslendirmiştik. Çok sattı o kaset, her yere çağrıldık ama ben hep kaçtım. Onun için kimse bu yanımı bilmiyor. Türk Sanat Müziği söylerim, fasılcıyım. Yüksel Uzel’le bir film çevirmiştik, “Seni Maksim’e çıkartacağım” dedi ama ben hep kaçtım... Kendimi oralarda göremedim. Ama bugünkü aklım olsa, ya da dünyaya yeniden gelsem müzisyen olmak isterim...



Advertorial
Bu Habere Oy Verin
Bu Haber Oylanmadı. İlk Siz Oy Kullanın.
Sayın orhan durmaz Hoşgeldiniz. Profilimi Düzenle | Çıkış yap