Haber365 Ana Sayfa » Sağlık » Sedef Vücutta Tüm Sistemi Etkiliyor

Sedef Vücutta Tüm Sistemi Etkiliyor

Sedef Vücutta Tüm Sistemi Etkiliyor
21.11.2011 Pazartesi 16:50
Bu Habere 0 Yorum Yapıldı
Bu Haber 307 Defa Okunmuştur
Araştırmalar, sedef hastalığının sadece deriyi tutmadığını, özellikle hipertansiyon, diyabet, obezite ve kalp damar hastalıklarına da eşlik ettiğini gösteriyor.
Ankara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği tarafından her yıl gerçekleştirilen Prof. Dr. Lütfü Tat Sempozyumu, bu yıl Hacettepe Üniversitesi tarafından organize edildi.

Sempozyumda konuşan Hacettepe Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Atakan, sedef hastalığının deride parlak beyaz renkli kepeklerle ortaya çıktığını, genellikle 30-40 yaşlarındaki genç erişkinlerde yüzde 2-3 sıklıkta görüldüğünü söyledi.

Kaşıntılı olabilen bu plakların daha çok saçlı deri, diz, dirsek ve kalçalarda yerleştiğini, tırnaklarda değişikliklere ve bozulmalara neden olduğunu belirten Prof. Atakan şöyle devam etti:

“Bu hastalığın nedeni günümüzde kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik olarak kişisel yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Bu faktörler arasında travma, enfeksiyonlar, ilaçlar, stres sayılabilir. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağında ortaya çıkan sedef hastalarının yaklaşık üçte birinin birinci derece akrabalarında sedef olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluğunda sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve sık ilaç kullanmak zorunda kalanlar risk grubundadır. Günümüzde yapılan araştırmalarda sedef hastalığının sadece deriyi tutan bir hastalık olmadığı; özellikle hipertansiyon, diyabet, obezite, kalp damar hastalıkları ile birliktelik gösterdiği kanıtlanmıştır. Şiddetli sedef hastalarında ayrıca sedef artriti olarak bilinen eklem tutulumları da sık görülür. Bu nedenle bu hastalarda ağrılı eklem ve şişlikleri önemle değerlendirilmelidir. Aksi takdirde tedavisiz hastalarda kalıcı deformiteler ve fonksiyon kayıpları oluşabilir. Sedef bu özelliklerinin yanı sıra hastalarda psikolojik ve sosyal yönleriyle yaşam kalitesini belirgin olarak olumsuz etkileyen bir hastalıktır.“

SEDEF HASTALIĞI TOPLUMDA YANLIŞ ALGILANIYOR
Bir basın mensubunun; “Bir terör eyleminde canlı bomba olarak kullanılan teröristin de sedef hastası olduğunun ortaya çıktığını ve bu tür hastalığı olanların özellikle eylemler için seçildiği söyleniyor, son gelişmeler nedir” sorusuna Prof. Atakan şöyle yanıt verdi:

“Kronik hastalığı olanlar, özellikle hastalığı herkes tarafından fark edilenler ne yazık ki toplum tarafından biraz itilecek kişiler oluyor, belki bu yüzden seçiliyor olabilirler. Sedef bu kronik hastalıklardan bir tanesi. Bütün deri lezyonları göz önünde olduğu için hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu çok önemli bir noktası, ama bunun yanı sıra hastalığı oluşturan mekanizmalar diğer yandan kalp-damar sistemini etkileyebiliyor, eklemleri, yağ dokusunu etkileyebiliyor, çeşitli organları etkileyebildiği için de saymış olduğum kalp damar hastalıklarına sebep oluyor. Şiddetli sedefi olan hastaların çok genç yaşta kalp krizi sonucu yaşamlarını kaybettiğini biliyoruz. Genel olarak baktığınızda da bu hastalıklara veya kullandıkları ilaçların yan etkileri nedeniyle yaşamlarında diğerlerine göre bir miktar azalma var. Belki ölümcül bir hastalık değil ama bu nedenlerle yaşamsal önemi olan bir hastalık.“

Uzunca bir süre sadece deriyi tutan bir hastalık olarak algılandığı için, hastalık şiddetli bile olsa tedavinin dışarıdan topikal ajan denilen kremlerle yapıldığını belirten Prof. Atakan şunları söyledi:

“Hekimler önceleri yan etkileri az olduğu için daha çok bu yola başvurdular. Ama diğer yandan sistemik tutulum ilerledi, eklem tutulumları arttığı zaman geri dönülmeyen bir takım fonksiyon bozuklukları oldu. Hastalar araya giren diğer hastalıklar nedeniyle yaşamlarını kaybettiler. Şimdi artık o aşamada değiliz. Bütün bu hastalıkların bir arada olabileceği bilindiği için ve de oluşum mekanizmalarına yönelik pek çok araştırma yapılıp, çok gelişmeler kaydedildiği için artık sebep olabilecek moleküller tanımlanabiliyor. O moleküllere karşı geliştirilmiş sadece o molekülü devre dışı bırakarak hastalığın gelişimini engelleyen ajanlar var. Evet, kesin çözüm değil elbette. Çünkü genetik zeminde de gelişen bir hastalık aynı zamanda. Ama ortaya çıkabilecek zararları o noktada tutabilen hatta geri döndürebilen ajanlar var, tedavide bunlar giderek yaygınlaşarak kullanılmakta.”

DEPREM BÖLGESİNDE CİLT HASTALIKLARI RİSKİ DE VAR
Sempozyum Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Erkin, deprem bölgesi Van gibi soğuğun aşırı hissedildiği bölgelerde cildin olumsuz etkilendiğini ve cilt hastalıkları açısından da ciddi risk oluşturabileceğine dikkat çekti.

Prof. Erkin, “Nasıl güneşin cildimize etkileri varsa soğuğun da cildimize etkileri var. Bizim gibi Ankara’da yaşayan kişilerde havaların soğuması ve rüzgâr ile öncelikle derimiz kuruyor. Daha soğuk yerlerde mesela deprem bölgesi Van’da, deride soğuğa bağlı ciddi değişiklikler ortaya çıkabilir. En hafif formunda deride renk değişikliği, kaşıntı, his kaybı ama daha ilerlerse yanıklara benzer şekilde içi sıvı dolu kabarcıklar oluşabilir. Ciltte veya vücudun soğuğa maruz kalan bölgelerinde ki bunları en çok el ve ayaklarda, burunda, kulaklarda görüyoruz ve daha sonra dokunun kaybıyla sonuçlanabilir. O yüzden soğukta kalmak da deriye zarar verebilen, maruziyetin miktarına bağlı olarak ciddi reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilen bir durum. Bunun için koruyucu giysiler giymek, koruyucu ayakkabılar giymek, soğukta kalmamak zararı azaltacaktır” diye konuştu.

KALITSAL DERİ HASTALIKLARI ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLÜYOR
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Utaş da çocuklukta görülen hastalıkların daha farklı seyrettiğini belirtti. Prof. Utaş, “Özellikle çocukluk döneminde viral enfeksiyonlar yani siğiller çok görülmekte. Daha çok okul çağındaki çocuklarda, özellikle de yazın havuz suyuyla bulaşan ve genelde yüzlerinde çıkan siğile benzer yaralar ve şu an içinde bulunduğumuz kış mevsiminde de bakteriyel deri enfeksiyonlarını çok görüyoruz. Çocukluk döneminde kalıtsal deri hastalıkları Türkiye’de çok görülebiliyor” dedi.


Advertorial
Bu Habere Oy Verin
Bu Haber Oylanmadı. İlk Siz Oy Kullanın.