Haber365 Ana Sayfa » Yaşam » Hızır Aleyhisselam Kimdir?

Hızır Aleyhisselam Kimdir?

Hızır Aleyhisselam Kimdir?
09.03.2011 Çarşamba 12:29
Bu Habere 2 Yorum Yapıldı
Bu Haber 7483 Defa Okunmuştur
Hızır Aleyhisselam, Allah'ın seçtiği ilim sahibi bir elçi ve Kuran'da bahsedilen Musa Peygamberin öğretmeni olarak bilinir.
Allah'ın kendisine insan şeklinde görünmek ve kıyamete kadar yardım isteyen Müslümanlara yardım etmek, onlarla konuşmak, onlara ilim öğretmek özellikleri verildiğine inanılmaktadır. Ayrıca ölümsüz olduğu ve her devirde insanların yardımına koştuğuna inanıldığından Hızır Aleyhisselam için Arapça'da "yaşayan peygamber" ifadesi kullanılmaktadır. Hızır Aleyhisselam İslam geleneklerinde; kendisine üstün bir akıl ve "ebedi hayat" ödülü verilen, Allah'ın Kendi bilgisinden bağışladığı, bilinmeyen hizmetli olarak tanıtılmaktadır.

Hızır Aleyhisselam, Hz. Musa döneminde bulunan ve kimi alimlere göre peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir kişidir. Kuran-ı Kerim'de, Hızır isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Suresi'nin 60 ve 82'inci ayetleri arasında yer alan Hz. Musa ile ilgili kıssada, "Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımız'dan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (Kehf Suresi, 65) ifadesi yer alır. Bu kıssada bahsedilen şahsın, Peygamberimiz (sav)'den ulaşan sahih hadisler ile Hızır Aleyhisselam olduğu kabul edilmektedir. Hızır Aleyhisselam Allah'ın, "ledün ilmi" olarak bilinen özel bir ilimle desteklediği, Hz. Musa'yı eğitmekle görevlendirilmiş bir kimse olarak tanınır. Bu ilim "hakikat ilmi" olarak bilinir ve kamil iman sahibi bir kimsenin alameti sayılır.

Hz. Hızır'ın sahip olduğu ledün ilmine örnek olarak, Kuran'da Kehf Suresinde geçen kıssa verilebilir. Allah, bu kıssada Hz. Musa'nın Hızır Aleyhisselam olduğu tahmin edilen bilge bir kişi ile görüşmesini ve kendisi peygamber olduğu halde Hz. Hızır olarak bilinen ilim sahibi kişiye tabi olmasını bildirmektedir. Bu tabiyeti de, Hızır Aleyhisselam'ın özel bir ilme sahip olduğunu işaret etmektedir. Allah bu gerçeği Hz. Musa'nın kalbine ilham etmiş, ona bildirmiştir. (Kuşkusuz en doğrusunu Allah bilir.)

Ayrıca kıssada haber verildiği üzere, Hızır Aleyhisselam'ın yaptığı iyilikler için hiçbir karşılık beklememesi de tüm yaptıklarını Allah için yaptığının bir göstergesidir.

20. yüzyılın büyük İslam alimlerinden Bediüzzaman Said-i Nursi, Hızır Aleyhisselam ile ilgili soruları şöyle cevaplamaktadır:

"Birinci Sual: Hazret-i Hızır Aleyhisselam hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap: Hayattadır, fakat meratib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bazı ulema hayatından şüphe etmişler.

Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir.

İkinci Tabaka-i Hayat: ...Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimi mukayyed (sınırlı, sonlu) değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir... makamat-ı velayette bir makam vardır ki, "Makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür...

Günümüz Kuran tefsircilerinden Prof. Süleyman Ateş de bu konu hakkındaki görüşlerini şöyle bildirmektedir

"Hızır'ın bir gerçeği vardır... misal aleminde bulunan, zaman zaman bazı insanlara görünen ruhsal bir insandır."

Zamanda Dolaşma ve Zamansızlık Gerçeği

Birçok islam alimi Hz. Hızır'ın zaman içinde dolaştığı, farklı zamanlarda görüldüğü yönünde kanaat belirtmişlerdir. Bu düşünce, zamanın göreceliliği ile paralel bir durum göstermektedir.

Çünkü; Allah zamanı bir algı olarak yaratmıştır. Zaman dediğimiz algı, aslında bir anı bir başka anla kıyaslama yöntemidir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Bir cisme vurduğumuzda bundan belirli bir ses çıkar. Aynı cisme beş dakika sonra vurduğumuzda yine bir ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses arasında bir süre olduğunu düşünür ve bu süreye "zaman" der. Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece hafızasında var olan bir bilgidir. Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır.

Zaman, beyinde saklanan birtakım hayaller arasında kıyas yapılmasıyla var olmaktadır. Eğer bir insanın hafızası olmasa, beyni bu tür yorumlar yapamaz ve dolayısıyla zaman algısı da oluşmaz. Bir insanın "ben otuz yaşındayım" demesinin nedeni, beyninde söz konusu otuz yıla ait bazı bilgilerin biriktirilmiş olmasıdır. Eğer hafızası olmasa, ardında böyle bir zaman dilimi olduğunu düşünmeyecek, sadece yaşadığı tek bir "an" ile muhatap olacaktır ki bu nokta çok önemlidir.

Zamanın göreceliği, bilimsel yöntemle de ortaya konulmuş somut bir gerçektir. Einstein'ın Genel Görecelik Kuramı göstermektedir ki zamanın hızı, bir cismin hızına ve çekim merkezine olan uzaklığına göre değişmektedir. Hız arttıkça zaman kısalmakta, sıkışmakta; daha ağır daha yavaş işleyerek sanki "durma" noktasına yaklaşmaktadır.

Zamanın göreceliliğini anlatan bu açıklamalar aynı zamanda Hz. Hızır'ın çeşitli zamanlarda gözükmesine de açıklık getirmektedir.

Ayrıca modern bilimin pek çok bulgusunun bize gösterdiği sonuç, zamanın mutlak bir gerçek değil, göreceli bir algı oluşudur. Ayrıca 20. yüzyıla dek bilimin farkında olmadığı bu gerçek, bundan 14 asır önce indirilmiş olan Kuran'da bildirilmiştir. Modern bilim tarafından doğrulanan zamanın psikolojik bir algı olduğu, yaşanan olaya, mekana ve şartlara göre farklı algılanabildiği gerçeğini pek çok Kuran ayetinde görmek mümkündür. Örneğin bir insanın bütün hayatı, Kuran'da bildirildiğine göre çok kısa bir süredir:

"Dedi ki: Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz." (Müminun Suresi, 112-114)

"...Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir." (Hac Suresi, 47)

Bu ayetler, zamanın izafiyetinin çok açık birer ifadesidir. Bilim tarafından 20. yüzyılda ulaşılan bu sonucun bundan 1400 yıl önce Kuran'da bildirilmiş olması ise, elbette, Kuran'ın zamanı ve mekanı tümüyle sarıp kuşatan Allah'ın vahyi olduğunun bir delilidir.

Hz. Hızır'ın Farklı Bir Yönü


Hz. Hızır hakkında İslam alimlerinin görüşlerinin yanında, önemli başka görevleri olabileceğine de dikkat çekilmektedir. Hızır kıssasından hemen önceki ayete baktığımızda oldukça önemli bir konunu haber verilmiş olduğunu görürüz. Hz. Hızır kıssasından hemen önceki Kehf Suresinin 59. ayeti şöyledir: "İşte ülkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için bir buluşma zamanı tesbit ettik." (Kehf Suresi, 59)

Ayette zulmeden kavimlerin yıkımlarına işaret edilmektedir. Hızır kıssasından hemen önce devletlerin yıkımlarına dikkat çekilmiş olması, Hızır Aleyhisselam'ın devletlerin yıkılış ve kuruluşları gibi önemli olaylarda hazır bulunduğuna işaret ediyor olabilir. Konu ile ilgili ayetlere ve İslam alimlerin açıklamalarına bakıldığında Hızır Aleyhisselam'ın çeşitli uygulamalarında, devletin geri planını temsil eden bir yönü olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Hızır kıssasında geçen Hızır Aleyhisselam'ın meydana gelecek bir fitnenin ortadan kaldırılmasına yönelik önlemler alması, insanların karşı atağını önceden bilmesi, uygulanacak tedbirler konusunda bilgi sahibi olması, bunları şaşırtıcı olmalarına rağmen uygulaması, onun idareci yönünü göstermektedir. Nitekim devlet yönetimindeki kişiler bazen ilk planda halkın anlamayacağı, ancak hikmeti açıklandığında kabul edilebilecek tedbirler alırlar.

Bunun yanı sıra Hızır Aleyhisselam'ın kıssasında açıklanan hareketleri örneğin, yıkılacak bir duvarı inşa etmesi ya da gemiyi delmek üzere hamle tespiti yapması da devlet idarecilerine has özelliklerdendir. Her olayda, sonraki hamleleri belirlemesi, bir satranç oyununda olduğu gibi strateji yürütmesi de bu önemli vasfını ortaya çıkarmaktadır.

Bu bakımdan Hızır Aleyhisselam, devlet idaresini insanlara öğreten mürşid konumunda olabilir. Hızır Aleyhisselam'ın olacak olan olayları önceden tespit ederek, peygamberlerin aldıkları kararlarda ve yürüttükleri stratejilerde onlara destek olmuş olma ihtimali vardır. Bütün bunlardan yola çıkarak, Hızır Aleyhisselam'ın devletlerin yıkılışı, kuruluşu gibi önemli olaylar esnasında da bulunması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Kuran'da -Hz. Süleyman yönetiminde olduğu gibi- peygamberlerin hamleler halinde yürüttükleri çok akılcı ve dikkat çekici stratejilerden örnekler vardır.

Hz. Hızır'ın yaptıkları, zahiren bakıldığında bir insanın tepki göstereceği türden olaylar gibi görünebilir. Ancak meydana gelen sonuçlar bu olayların hayırlı hizmet amacı taşıdığını göstermektedir. Hızır Aleyhisselam, uygulamalarıyla aslında hayat kurtarmakta, insanları zorluklardan korumakta ve adalet getirmektedir. Bu durum, Hz. Hızır hakkında anlatılan olayların ardındaki hikmetlerin, bizim bilip gördüklerimizden çok daha farklı olabileceğini, bunun için Allah'a güvenmek ve hiçbir şeyi zahirine göre değerlendirmemek gerektiğini gösteren önemli bir delildir. Allah, katından ledün ilmini verdiği elçileri vesilesiyle, bu önemli gerçeği bizlere hatırlatmaktadır.
Advertorial
Anahtar Kelimeler
Bu Habere Oy Verin
Bu Haber Oylanmadı. İlk Siz Oy Kullanın.
Bu Habere Yorum Ekle
  • Misafir
    10.03.2011 14:28
    II. Abdulhamid Han
    Hızır A.S.'la ilgili olarak yukarıda yazılanları destekleyecek şekilde Sultan II.Abdulhamid Han'ın bir sözü vardır ki çok ilginçtir.
    Kendisini devirmek için İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'na müdahale edilmesini/karşı konmasını gücü olduğu halde istememiş bu yöndeki teklifleri geri çevirmiştir. Gerekçe olarak şunu söylemiştir: Ben gelen ordunun önünde Hızır A.S.'ı görüyorum.
    Demek istiyor ki akibet Allah katında takdir edilmiştir ve onun önüne geçilemez.
  • Misafir
    09.03.2011 17:03
    Makl Yaklaşım
    Hızırla ilgili kapsayıcı ve makl bilgiler. Teşekkür ederiz....