2020 itibarıyla Ankara'yı kayda değer sayıda uyduya sahip olmaya götürecek iddialı bir genişleme planını açıklayan Türkiye, uzayda kendi payını fethetmeye karar verdi.
Söz konusu projenin gerçekleştirilmesi yönündeki en önemli adım, geçen kasım ayında Türk hükûmetinin Ulaştırma Bakanlığı gözetim ve denetiminde Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğüne hayat verdiği zaman atıldı. Bu Müdürlük, ileride Türk Ulusal Uzay Ajansı hâline gelecek projenin ilk resmî embriyosunu oluşturuyor.
Uydu projesi kapsamında yer alan aktör sayısının yüksek oluşu göz önüne alınırsa söz konusu Ajansın ülkenin uzay sektörüne bir nebze düzen vermesi bekleniyor. Projenin geliştirilmesine şu an itibarıyla çeşitli düzeylerde katılanlar arasında, Ulaştırma Bakanlığı, uydu iletişim operatörü TÜRKSAT, Savunma Bakanlığı ve resmî araştırma kurumu TÜBİTAK yer alıyor. Ayrıca TÜBİTAK, Rus Uydu Ajansı, Alman Uzay Merkezi (DLR), Britanya Uzay Ajansı (BNSC) ve Hollanda Uzay Ajansı ile doğrudan veya dolaylı yoldan iş birliği içinde. Bunun yanı sıra, savunma sektöründeki Türk işletmeleri ASELSAN, ROKETSAN ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii de anılan projeye çeşitli düzeylerde iştirak ediyor. Kaynak ve fizibilite açısından kendi aralarında da rekabet içinde olan bu aktörlerin sayısının yüksek olması, programın başarısını tehlikeye sokma riskini beraberinde getiriyor.
Koordinasyon bakımından yaşanması muhtemel zorluklara rağmen Türkiye'nin uzay programı teknolojik ve ticari perspektifler bakımından büyük önem taşıyan bir girişim. Küçük bir müşteri grubuna hitap eden bir pazar olmasına rağmen, Türkiye'nin hedefleri (Ankara, 2020 itibarıyla yörüngede 17 uydu istiyor), uzay sektörü operatörleri tarafından oldukça sağlam olarak kabul ediliyor. Sözleşmenin toplam değeri, yaklaşık 2 milyar dolar olarak tahmin ediliyor, bu, ülkeyi son yıllar zarfında teşvik eden ve yavaşlama belirtisi göstermeyen bir ekonomik büyüme sayesinde Türkiye'nin bulmakta zorluk çekmeyeceği bir kaynak.
Uzaya genişleme planı oldukça hızlı adımlar öngörüyor: İlk üç yıl boyunca en az bir uydunun fırlatılması ve daha sonra Türkiye'nin platformların işletilmesi için gerekli deneyimi elde etmesinin ardından da bu oranın yükseltilmesi öngörülüyor. Toplam 17 uydudan 10'u sivil, diğerleri çifte kullanımlı (sivil-askerî) yahut tamamen savunma sektörüne ayrılmış durumda. İçinde bulunduğumuz yıl, keşif ve gözlem uydusu Göktürk II'nin fırlatılması programlanıyor; 2013'te ise yine keşif uydusu Göktürk I'in ve telekomünikasyon uydusu Türksat 4A'nın fırlatılması öngörülüyor. Aynı uydunun B versiyonu 2014'te, R versiyonu ise radar ve sentetik açılımla donatılmış Göktürk III'le birlikte 2015'te fırlatılacak. 2016'da da RPS (Regional Positioning System) tip uyduya ve Türksat'ın daha ileri bir modeline sıra gelecek; kızılötesi ışınlı “early warning” tipi ve yakın ülkelerden fırlatılacak olası balistik füzeleri de tespit etme amacını taşıyacak bir uydu olacak. Hem telekomünikasyon hem de “casusuluk” alanında gerekli etkinliğin sağlanması için benzer platformlar 2018, 2019 ve 2020 yılında da fırlatılacak.
Programın taşıdığı anlam da önemli: Sekiz yıldan daha kısa bir sürede Türkiye, uzay sektöründeki muazzam boşluğunu kapatmış olacak ve istihbarat, gözlem, konumlama ve elektronik komünikasyon alanlarındaki kapasitelerini kayda değer şekilde genişletmiş olacak. Bunlar, hükûmet tarafından siyaset alanında uygulamaya konulan önemli sınırlandırmalardan sonra yeni bir fizibiliteye gereksinim duyan ulusal askerî müesses nizamın özellikle önem verdiği kapasiteler.
Her hâlükârda bu program hükûmet tarafından da kapitalize edilebilir: Nitekim Türkiye, NATO'nun Orta Doğu'daki en ileri noktası. Söz konusu 17 uydu, Ankara'nın müttefikleri nezdinde siyasi posizyonunu pekiştirerek gereklilik anında NATO'nun kullanımına açılabilir ve büyük ihtimalle açılacaktır. Özellikle balistik füze fırlatılmasını monitoraj etme kapasitesindeki ve İran'ın bulunduğu alanı örtmek suretiyle gelecekteki bir füze karşıtı savunma sistemine dâhil edilebilecek kızılötesi ışınlı uydu, NATO açısından büyük önem arz ediyor.
Türkiye'nin uydu programı, sektörün Avrupalı büyük şirketleri için de bir fırsat teşkil ediyor. İtalyan sanayi devi Finmeccanica SpA, Göktürk uydusu için açılan ihaleyi 2008 yılının Aralık ayında kazandı. İhale, şirket kotaları yüzde 67 oranında Finmeccanica'ya, yüzde 33 oranında da Thales'e ait olan Telespazio tarafından Thales Alenia Space'in desteğiyle kazanıldı. İtalyan-Fransız ortak girişimi bu şirket sadece uyduyu temin etmekle yetinmeyecek, aynı zamanda uzay programının gelecek uyduları için tam teşekküllü bir deneme merkezini ve araçları yönlendirme ve verileri işleme koyma kapasitesindeki uydu kontrol sistemini de teslim edecek.
Telespazio aynı zamanda ilk uydunun fırlatılma ve test safhasıyla da ilgilenecek. Avrupalı bu şirketin tepe yöneticilerine göre hem Yaşlı Kıta'da hem de Türkiye'de istihdam bakımından önemli neticeleri de beraberinde getirerek İtalyan ve Fransız uzay teknolojisi sektörüne geniş çaplı ekonomik fayda sağlayacak zengin bir sözleşme söz konusu. Defence News, sözleşmenin toplam değerinin 250 milyon avro civarında olduğunu aktarıyor. Telespazio'nun bu büyük çaplı ilk sözleşmeyi elde etmiş olması, gelecek için ümit veriyor. Nitekim Türkiye'nin gelecek uyduların satın alımı için de (özellikle SAR teknolojili olanların) İtalyan-Fransız konsorsiyumunu ciddi şekilde dikkate alacağına oldukça muhtemel gözüyle bakılıyor. Alenia Space Italia, küresel düzeyde bu sektörde lider şirket olarak kabul ediliyor. Ankara'ya kontrol ve yerden veri işleme koyma merkezi temin etmek, “know how” ve sistem kompatibilitesi bakımlarından rakiplerine kıyasla bir avantaja sahip olacak Telespazio'nun misyonunu kolaylaştırabilir. Ancak bu avantaj, Türk uzay panoramasına üstün şekilde girmeye çalışacak çok sayıdaki potansiyel uluslararası rakip tarafından ortadan kaldırılabilir. Her hâlükârda bu rekabet, daha avantajlı fiyatlar elde edebilecek ve çeşitli ihalelerin dağıtımından kaynaklanacak muhtemel siyasi kazançlardan istifade edebilecek Ankara hükûmetini avantajlı kılacaktır.
BYEGM'den alıntı yapılmıştır...
Kaynak: Meridiani Relazioni Internaziona