Mümtazer Türköne, ''Dindarların, devlet katında oluşturulmuş "dindar nesiller yetiştirme politikası"na ihtiyacı yok. Başbakan'ın sözü dindarlığa hiçbir şey kazandırmıyor'' diye yazdı.
Mümtazer Türköne'nin köşe yazısı...
Teslim etmek lâzım: Başbakan usta bir politikacı. Toplumun, siyasetin düğmelerine, usta bir piyanistin tuşlarda gezinmesi gibi dokunuyor.
Muhalefet ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Ortaya attığı "dindar nesiller yetiştirme" tartışması, liberalleri ve laik-cumhuriyetçileri ayağa kaldırırken, hangi taşlar nereye kaymış oldu? Ayrıca kim ne kazandı?
"Dindar ve muhafazakâr nesiller yetiştirecek politikaları savunmak" suç değil. Laikliğe aykırı bir tarafı da yok. AB ülkelerinde "dindarlığı teşvik" bir kamu politikası olarak tercih ve teşvik ediliyor. Gerekçe toplumun ruh sağlığını, yardımlaşma ve dayanışma eğilimlerini kuvvetlendirmek. Dindarlığı teşvik, uyuşturucuyla ve suçla mücadele, ruhsal rahatsızlıklar ve intihar eğilimlerini önleme ve aileyi koruma amaçlarına hizmet ediyor. Hükümetlerin mantığı, Voltaire'in sözüyle anlam kazanıyor: "Ben" diyor Voltaire "Tanrı'ya inanmıyorum; ama onlara güven duymak için hizmetçimin ve kâhyamın inanmasını çok isterim."
Dindarlığı değil, herhangi bir dini tercih edip teşvik etmek laikliğe aykırı. Devlet bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede duracak. Eşit mesafede durması, dindarlığı teşvik etmeye, her dine pozitif bir ilgi göstermesine mani değil. "Hayır dinsizliği teşvik etsin" derseniz, işte bu laikliğe aykırı olur. Dinsizlik, devlet için pozitif bir ilgi konusu olamaz. Çünkü dinsizlik sadece dinî reddetmekten ibaret, yerine pozitif bir kurum ihdas etmiyor. Tanrı'yı reddeden felsefî ekolleri dinsizliğe irca etmek yanlış. Tanrı'yı reddettikten sonra, bir felsefi ekole intisap etmeniz lâzım. O zaman da her felsefî düşüncenin devlet nezdindeki durumu diğer dinlerle eşit mesafede olmalı.
Soruyu bir Sünni'ye şöyle soralım: "Dindar Alevî bir komşunuzun olmasını mı istersiniz? Yoksa dindar olmayan Sünni bir komşunuzun mu? Evinizin anahtarını hangisine emanet edersiniz? Çocuğunuzun kötü alışkanlıklara kapılmaması için hangisinin çocuğu ile arkadaşlık yapmasını tercih edersiniz?"
Dindarlık evrensel ölçekte toplumsal bir ihtiyaç. Dindar olmayanların da bu ihtiyaca ve karşılanmasına saygı ile yaklaşması gerekir. Çünkü bu fıtrî ihtiyacın engellenmesi, bastırılması dini ve dindarlığı siyasal bir soruna dönüştürür. Laikliğin dinsizlik olarak yorumlandığı uzun baskı yıllarında Türkiye bu sıkıntıyı fazlasıyla yaşadı. Demokrasiye nasıl geçit verilmez ve halk nasıl yönetimden uzak tutulur? Tek Parti döneminde ve askerî vesayet düzeninde bu soruya kestirme bir cevap bulundu ve uygulandı: "Halk dindar. Dindarlık kuraldışı kabul edilirse, iktidar bizim tekelimizde kalır." Askerî darbelerle iktidara tasallut edilmesine hep laikçi sivriliklerin eşlik etmesi bu yüzdendi. Buna karşılık demokratik talepler de kendini mecburen dindarâne bir dil ve dünya içinde formüle etti. AK Parti'nin muhafazakâr demokrasisine rakip çıkamaması, dindarlık ekseninde sürdürülen demokratik süreçlerin eseri. Bu tartışmalar bugün sadece AK Parti'ye haksız bir üstünlük kazandırıyor.
Doğrusu, dindarlığın politik tartışma konusu olmaktan çıkarılması. Çaresi ise dindarlığın bütün dünyada olduğu gibi, siyaset üstü saygın bir ilgiye konu edilmesi. CHP durumun bir miktar farkına vardı. Katsayı kararını CHP'nin kurumsal olarak dava konusu yapmaması, bu farkındalığın işaretlerinden biri. Başbakan'ın "dindar nesiller yetiştirmek" sözü üzerine Meclis'te yapılan tartışmalarda, bu konuda bir dikkat ve özen müşahede ettim. Ama yeterli değil.
AK Parti, üçüncü döneminde kendisini var eden en önemli gücü artık tüketiyor. Ezilmiş, horlanmış, sömürülmüş kitlelerin dindarlık üzerinden oluşturduğu kimlikten bahsediyorum. Vesayet düzeni sona erdi. Atatürkçülük üzerinden devam eden sembolik tahakküm sorgulanıyor ve tasfiye ediliyor. Genelkurmay Başkanı müebbet hapis cezası ile yargılanırken, dindarlığın protest bir ifade aracı olarak anlamı kalmadı. Artık din muazzez yerinde duracak ve herkes dünya işleri üzerinden siyasî rekabette teraziye çıkacak. Doğrusu bu değil mi?
Böyle bakınca tartışmanın aksadığı nokta ortaya çıkıyor. Dindarların, devlet katında oluşturulmuş "dindar nesiller yetiştirme politikası"na ihtiyacı yok. Başbakan'ın sözü dindarlığa hiçbir şey kazandırmıyor. Çünkü devletin bir şey yapmasına zaten gerek yok: Devlet gölge etmesin, yasaklamasın, özgür bıraksın toplum kendi ihtiyaçlarını zaten karşılıyor.
Kaynak: Mümtazer Türköne / Zaman