Başbakan Erdoğan'ın sağlık durumunun, uçağa binememesinin ve dış gezilere katılamamasının; Cumhurbaşkanı Gül'ün de dış politikadaki sınırlı yetkilerinin gölgesinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye'nin "geçici lideri" ve uluslararası platformlarda ülkesinin adına konuşan tek isim oldu.
ABD, Türk Bakanın bu seferki Washington ziyaretiyle hiç olmadığı kadar ilgilendi. Münih’teki Güvenlik Konferansı çerçevesinde Davutoğlu ile bir araya gelen Amerikalı üst düzey yetkililer ve siyasiler, kendisiyle Washington’da yeniden görüşmek için ısrar ettiler. Türk basını, Yahudi nüfusun en büyük kalesi olan ABD Kongresinin koridorlarının ve salonlarının bu “büyük konuğa” açıldığını aktardı.
Davutoğlu’nun görüşmelerinde İsrail’e uzaktan yakından değinilmedi. Bir yıldan uzun bir zaman önce bazı Kongre üyeleri Ankara’nın İsrail politikalarını protesto ediyordu. Hatta içlerinden biri Türk Bakana sert sözler yöneltmişti. Fakat ziyaretin başarılı olmasına verilen önem ve Türkiye’nin İsrail’e ile Mavi Marmara meselesine karşı tavrını sürdürmesi, İsrail konusunun görmezden gelinmesinin arkasındaki nedendi.
Türk basını, Türkiye-ABD balayının devam ettiğini; hatta ikili ilişkilerin 60 yıldan bu yana; yani Türkiye’nin Batı’nın Orta Doğu projesine dâhil olmasından bu yana en güçlü dönemini yaşadığını yazıyor.
Amerika’nın Türkiye’ye verdiği yüksek notun iki nedeni var: Birincisi, Ankara’nın, füze kalkanının kendi topraklarına da kurulmasını kabul etmesi ki bu önce Batı’nın, ardından da İsrail’in stratejik çıkarı. İkincisi de Türkiye’nin Arap baharına ilişkin tavrı ve NATO’nun Libya saldırısına katılması.
Davutoğlu’nun, ABD Dışişleri Bakanından Savunma Bakanına ve Ulusal Güvenlik Danışmanına varana kadar hepsi de yüksek ayardan olan Amerikalı yetkililerle görüştüğü konular çeşitliydi.
İsrail’den İran’a askerî bir operasyon düzenlenmemesi konusunda Türkiye’nin tavrı net çünkü böyle bir adım bölgedeki durumu altüst edebilir. Fakat konu Suriye olunca resim değişiyor ve Türkiye ile Amerika’nın tavırları arasındaki uyuşmazlık meydana çıkıyor. Davutoğlu’na ziyaretinde eşlik eden Milliyet yazarı Aslı Aydın Taşbaş, geçmişte uygulanan prensibin, ABD’nin Türkiye’ye Suriye konusunda veya başka bir konuda baskı yapmak yönünde olduğunu fakat bugün fotoğrafın değiştiğini, Washington’a Suriye kriziyle ilgili olarak baskı yapmak için gelen tarafın Davutoğlu olduğunu yazıyor.
Bu ziyaretiyle Washington’a baskı yapmayı hedefleyen Davutoğlu, sayısı 40 binlere varan “Özgür Suriye Ordusunun” etkili bir güce dönüşmeye başladığı, insani yardım koridorları kurmanın mümkün olduğu ve Türkiye’nin tampon bölge kurmaya karşı çıkmadığı, bu konunun Amerika’nın desteğiyle Arap Birliği çerçevesinde ele alınabileceği görüşünde.
Libya’da olduğu gibi Suriye’de de “gönüllü ittifak” kurma fikrini öneren de yine Davutoğlu idi. Davutoğlu’na göre çözümsüzlük politikası çözüm olamaz; aksine etkin harekete geçmek gerek.
Medyada Türkiye’nin rolünün gerileyebileceğine ilişkin düşünceler dolaşsa da Ankara, Suriye’ye baskı yapmayı sürdürecek ve güç dengeleri değişene kadar “nefes almasını” engelleyecek hiçbir araçtan vazgeçmedi. Bu çerçevede Arap Birliği, gözlemcilerin görevini bitirme kararı aldı, Suriye büyükelçilerini kovdu ve esasında Türkiye’nin önerisi olan “Suriye’nin Dostları” grubuna dâhil oldu.
Kıbrıs ve Fransa ile gergin olan ilişkilerin gölgesinde Türkiye, pek çok analize göre Amerikan çemberine tamamen geri dönüş yaptı; tıpkı AK Parti öncesi dönemde olduğu gibi.
İki faktörün gölgesinde Türk diplomasisi durulmayacaktır: Birincisi, Suriye krizi nedeniyle Türkiye’nin imajı ve bölgesel rolü diken üstünde, ikincisi ise Davutoğlu, yolu Türkiye’nin liderliğine doğru yavaş adımlarla kazıyor.
BYEGM'den alıntı yapılmıştır...
Kaynak: El Safir