ABD-Türkiye ilişkileri 2003 Irak Savaşı ile birlikte çalkantılı bir döneme girdi. İkili ilişkilerdeki bu zor safha Arap Baharının başlamasıyla sona ermiş görünüyor.
Yakın döneme kadar bir dizi konudaki anlaşmazlıklar, Washington’un Ankara ile tarihî bağını zayıflattı.
Ancak bugün ABD ile Türkiye, Başkan Barack Obama ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtemelen bir ABD Başkanı ile Türkiye Başbakanı arasında yıllardır görülmemiş en güçlü ilişkiyi kurmasıyla yakın bir iş birliği içinde. Orta Doğu’daki değişim rüzgârları da Türkiye ile ABD’yi hiç olmadığı kadar yakınlaştırıyor.
Washington ile Ankara Arasında Doğrudan Bir Hat Açılıyor
Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan yakın bir ilişki geliştirdi ve bu kişisel uyum yeni ABD-Türkiye ilişkisinin temeli. Geçen yıla kadar Türkiye’nin Washington ile ilişkisi sallantılıydı. Örneğin Ankara’nın İran politikası genellikle Washington’un Tahran’a uluslararası destekli yaptırım uygulama çabalarını zora soktu. Daha sonra Obama ile Erdoğan arasındaki doğrudan görüşmeyle Türkiye’nin politikası değişti, Ankara Tahran’ı savunmak konusunda geri adım attı ve Washington ile birlikte çalışmaya başladı.
O zamandan beri ilişkiler iyileşiyor. İki lider sık sık görüşüyor ve genellikle politikalar konusunda hemfikir kalıyor. Türkiye’nin Arap Baharını destekleyen açıklamaları Başkan Obama’nın Türkiye’yi takdir etmesine yol açtı.
Ankara, Orta Doğu Politikasını Arap Baharından Sonra Gözden Geçiriyor
Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan arasındaki kişisel ilişki ABD-Türkiye ilişkilerinin iyileşmesi için gereken zemini hazırlarken Arap Baharı ABD ile Türkiye’nin Orta Doğu’daki çıkarlarını yakınlaştırarak buna aleni bir katkıda bulundu.
2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi, ülkenin Orta Doğulu komşularıyla bir yakınlaşma politikası başlattığında bunun Türkiye ile komşuları arasında bir entegrasyon başlatması umuluyordu. Ankara ayrıca bölgesel bir lider olma umuduyla Müslüman Orta Doğu’da yumuşak güç tesis ederek bu süreçten yararlanmayı umdu.
Arap Baharına kadar bu politika sonuçsuz kaldı çünkü Türkiye’nin yakınlaştığı ortakları komşu halklar değil demokratik olmayan yönetimleriydi.
Bunun örneklerinden biri Suriye. Ankara Suriye halkına ulaşmayı umarken, Beşar Esad yönetimi halkına zulmederken meşruiyet kazanmak için Türkiye ile yakın ilişkilerinden yararlandı.
Arap Baharı bu siyasi seraba son verdi. Ankara tekrar tekrar Esad’a sivilleri öldürmeye son vermesi çağrısında bulunurken Esad bunları duymazlıktan gelmeyi tercih ederek Türkiye ile Suriye arasında hiçbir zaman gerçek bir yakınlaşma olmadığını ve Ankara’nın Şam üzerinde etkin bir yumuşak güç kurmakta başarısız olduğunu gösterdi.
Sonunda Ankara, Esad’ın politikalarının başlıca bölgesel muhalifi olarak ortaya çıktı. Ankara’nın Arap Orta Doğu’ya yönelik yeni politikası bu: Mısır’dan Libya’ya ve Suriye’ye kadar demokrasi yanlısı hareketler lehine diktatörlerin devrilmesinde dünyaya öncülük etmek.
Ankara’nın diktatörlerin, kitlelerin meydan okumasının ardından er geç düşeceği sonucuna varmasından sonra Washington ile Ankara, Arap Baharı konusundaki politikalarını koordine etmeye başladı.
İş birliği özellikle Suriye konusunda derinleşti. Washington Ankara’nın, Esad’a karşı yaptırım uygulamaktan muhalefeti desteklemeye kadar Suriye’ye yönelik politikanın yükünü taşıma istekliliğini takdir etmektedir.
İran Türkiye’yi Washington’a Yakınlaştırırken
Ankara ile Tahran arasında gerilimin tırmanması nedeniyle de ABD-Türkiye ilişkilerindeki iyileşme süreceğe benziyor.
2002’de Erdoğan iktidara geldiğinde Ankara, Tahran ile ilişkilerini iyileştirmeye karar verdi. 2003’te Irak Savaşının başlamasıyla Türkiye ile İran bir anlamda dost oldu. Tahran ABD öncülüğündeki tecrit girişimlerini kırmak için komşusu Türkiye’yi kazanması gerektiği sonucuna vardı. İran’ın PKK’ya verdiği destek, ABD askerlerinin Irak’a çıkmaya başladığı gün son buldu.
Sekiz yıl sonra Tahran stratejik ortamını yeniden değerlendiriyor. ABD askerleri Irak’tan ayrılırken ve İran orada daha fazla nüfuz kazanırken Tahran Türkiye’ye farklı davranabileceğini düşünüyor.
Ayrıca Türkiye’nin Orta Doğu’da önemli bir aktör hâline gelmesi, bölgenin hegemonya arayışındaki diğer ülkesi İran ile rekabeti kızıştırdı. Bu rekabet Irak ve Suriye özelinde gözler önüne serildi.
Türkiye’nin Suriye rejiminin başlıca muhalifi hâline gelmesiyle Şam, Türkiye için işleri zorlaştırmaya karar verdi.
Şam, topraklarından PKK'nın Türkiye’ye yönelik saldırılarına izin verirse muhtemelen Türkiye’nin saldırısıyla karşı karşıya kalacağını bildiğinden destek için müttefiki Tahran’a döndü.
Türkiye’nin, İran’ın Irak’taki etkisini azaltmaya çalışmasından rahatsız olan Tahran yardım talebini memnuniyetle kabul etti. Dolayısıyla İran’ın Türkiye’ye yönelik eski stratejisi yeniden dirildi: Türkiye’ye baskı yapmak için PKK’nın başka bir ülkeden Ankara’ya saldırmasını kullanmak.
Böylece Orta Doğu’nun “PKK döngüsü” oluştu: Esad daha fazla insan öldürdükçe Türkiye’nin Suriye’ye karşı politikaları sertleşecek. Bu da İran ile Suriye’yi Irak’tan PKK saldırılarıyla Türkiye’ye karşı harekete geçirecek.
Türkiye, İran ve Esad rejimi Suriye’nin geleceği konusunda bir iktidar oyununa kilitlenmiş durumda. Ya Ankara kazanacak ve Esad düşecek ya da Tahran kazanacak ve PKK saldırılarından zarar gören Ankara pes edip Suriye’yi kendi hâline bırakacak.
Uzun vadede Türkiye-İran rekabeti Ankara’yı Washington’a ve belki İsrail’e bile yakınlaştıracak veya en azından Türkiye-İsrail ilişkilerinin daha fazla kötüleşmesini önleyecek.
Irak’taki olaylar hâlihazırda Washington ile Ankara arasında daha fazla iş birliği için zemin oluşturuyor. ABD’nin askerlerini Irak’tan çekmesiyle Türkiye ile İran ekonomik ve siyasi olarak Irak’ta nüfuz sahibi olmak için rekabete girişecek ve bu mesele hâlihazırda Ankara’yı Washington’a yakınlaştırıyor.
Bugün Orta Doğu’ya yönelmiş, NATO’ya demirli bir Türkiye, İran için geçmişin sadece Batı yanlısı Türkiye'sinden çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla İran’ın Ankara’ya karşı daha da saldırganlaşması muhtemel. Bazı analistler İran’ın Kuds Kuvvetinin, Türkiye ve Iraklı Kürtleri hedef almak için Kuzey Irak’ta PKK ile bağlantı kuruyor olabileceğini öne sürüyor.
İleriye Bakmak
Washington ile Ankara arasında Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği de dâhil hâlâ bazı gerginlikler var. Ancak Kasım 2011’de yeni bir filo Gazze’ye giderken Beyaz Saray Ankara’dan, Mayıs 2010 olaylarının tekrarlanmaması için gemilerde Türk olmasına izin vermemesini istedi. Ankara bu isteği kabul etti ve krizden kaçınıldı.
Yine de Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği için umut var. İsrail Ankara ile köprü kurmanın yollarını arıyor görünürken İsrail ile ilişkilerini onarmak Türkiye’nin de işine yarayacaktır. Ankara şu anda Orta Doğu’da artan bir güce sahip. Bölgedeki nüfuzunu azamiye çıkarmak için Türkiye’nin İsrail de dâhil bölgedeki tüm ülkelerle iyi ilişkilere sahip olması gerek. Bu da ilişkilerin yeniden tesisi için 2010 filo olayının geride bırakılması anlamına geliyor.
Ayrıca hem Türkiye hem de İsrail yeni ve zorlu bir bölgesel manzarayla karşı karşıya. Neticede, değerli kaynakları birbirleriyle çatışmaya harcamak yerine zorlu güvenlik meselelerine odaklanmak iki ülkenin de yararına olacaktır.
İsrail’in mevcut güvenlik durumu, neden bir başka ülkeyi daha –özellikle Türkiye gibi güçlü bir ülkeyi- “izleme listesine” eklemek istememesi gerektiğinin başlıca örneği. İran bir nükleer silah programına doğru ilerlerken İsrail’e yönelik en ciddi tehlikeyi oluşturuyor. Ayrıca İran, Hizbullah, Hamas, İslami Cihad ve diğer radikal terör örgütlerini İsrail’i ve Filistinlilerle barış sürecini hedef almak üzere harekete geçirebilir. İsrail ayrıca Arap Baharının komşularını tarihî bir şekilde dönüştürmesiyle yeni güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya.
Türkiye de İsrail ile ilişkilerinin iyileşmesinden fayda sağlayacaktır. Yakın zamana kadar Ankara’nın “komşularla sıfır sorun” politikası Orta Doğu’da olumlu sonuçlar verdi ama şimdi Türkiye’nin komşularıyla sorunları yeniden su yüzüne çıktı. Esad’a yönelik muhalefet tekrar Şam’ın düşmanlığını kazanmasına yol açtı ve Esad’ı savunan Tahran ile ihtilafa soktu. Tahran ile Ankara’nın Irak seçimlerinde farklı grupları desteklemesiyle başlayan Türkiye-İran çekişmesi, Suriye daha büyük bir kaosa sürüklenirse daha da alevlenecek.
Orta Doğu’daki yeni ortam göz önüne alındığında İsrail ile Ankara ilişkileri yeniden tesis etmeyi düşünüyor görünüyor. Ancak bu defa Türkiye-İsrail ilişkisinin farklı bir temeli olabilir: Türkiye ile İsrail geçmişte birbirlerinin dostluğuna ihtiyaç duyduklarından müttefik olurken şimdi diğerinin düşmanlığına ihtiyaçları olmadığı için müttefik olmak zorundalar. Neyse ki ilişkilerin yenilenmesi için sağlam bir temel mevcut: siyasi farklılıklarına rağmen iki ülke arasındaki ticaret artıyor ve sahne arkasında diplomatik görüşmeler yapıldığına dair haberler geliyor.
ABD ile on yıllık anlaşmazlığın ardından Türkiye’nin Washington ile ilişkileri kaydadeğer ölçüde iyileşti. Obama-Erdoğan ilişkisi ABD-Türkiye ilişkileri için yeni bir temel oluştururken görünüşe göre bu liderlerin görev süresi sona erdikten sonra bile Orta Doğu’daki ortak çıkarları bu iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam edecek.
BYEGM'den alıntı yapılmıştır...
Kaynak: Middle East Studies